ISSN: 1306 - 0015 • E-ISSN: 1308 - 6278

Hızlı Arama




Turk Pediatri Ars : 54 (3)

Cilt: 54  Sayı: 3 - 2019

EDITÖRDEN
1.
Malnütrisyon ve kalp
Malnutrition and the heart
Ayşe Güler Eroğlu
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2019.03764  Sayfalar 139 - 140
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

DERLEME
2.
Çocuklarda sindirim sistemi hastalıklarının tanı ve izleminde dışkı incelemelerinin yeri
The importance of stool tests in diagnosis and follow-up of gastrointestinal disorders in children
Erhun Kasırga
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2018.00483  Sayfalar 141 - 148
Dışkı yalnızca basit bir atık değildir. Bazı dışkı testleri sindirim sistemi enfeksiyonları, malabsorpsiyon sendromları ve inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi hastalıkların ayırıcı tanısında birinci basamak sağlık hizmetlerinde kolaylıkla kullanılabilir. Dışkı testleri sayesinde gereksiz laboratuvar incelemeleri önlenebilir. Dışkı incelemeleri arasında mikroskobik inceleme, kimyasal, immünolojik ve mikrobiyolojik testler vardır. Dışkı örneği; lökosit, gizli kan, yağ, indirgeyici maddeler olarak adlandırılan şekerler, pH, pankreas enzimleri, alfa-1 antitripsin, kalprotektin ve enfeksiyöz nedenler (bakteri, virüs ve parazitler) açısından incelenebilir. Dışkı renk, kıvam, miktar, şekil, koku ve mukus varlığı açısından da makroskobik olarak kontrol edilmelidir.
Stool is not just a simple waste material. Some stool tests can be easily used in primary care in the differential diagnosis of disorders such as gastrointestinal infections, malabsorption syndromes, and inflammatory bowel diseases. Stool tests can prevent unnecessary laboratory investigations. Stool analyses include microscopic examination, chemical, immunologic, and microbiologic tests. Stool samples can be examined for leukocytes, occult blood, fat, sugars (reducing substances), pH, pancreatic enzymes, alpha-1 antitrypsin, calprotectin, and infectious causes (bacteria, viruses, and parasites). Stool should also be macroscopically checked in terms of color, consistency, quantity, shape, odor, and mucus.

ORIJINAL MAKALE
3.
Annelerin 0–6 yaş çocuklar için ev kazalarına karşı aldıkları önlemlerin değerlendirilmesi
Assessment of mothers’ measures against home accidents for 0–6-year-old children
Zehra Aslan Aydoğdu, Elif Ateş, Turan Set
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2019.64614  Sayfalar 149 - 156
Amaç: Kazalar ve yaralanmalar, önlenebilir olması nedeniyle özellikle çocukluk çağında dikkat edilip, önlem alınması gereken önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çalışmamızda 0–6 yaş grubu çocuğu olan annelerin sosyodemografik özellikleri ile ev kazalarına ilişkin aldıkları güvenlik önlemlerinin karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: Çalışmamız Temmuz 2017 ile Aralık 2017 tarihleri arasında Trabzon ili Kalkınma Aile Sağlığı Merkezi’nde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 0–6 yaş grubu çocuğu olan 244 kadın gönüllü birey alınmıştır. Katılımcılara demografik bilgiler anketi ve 0–6 Yaş Çocuklarda Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanılama Ölçeği yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır.
Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 30,8±5,4 yıl idi. Çocukları ev kazası geçiren annelerin oranı %42,6 (n=104) olarak saptandı. Annelerin eğitim ve gelir durumları açısından aldıkları ölçek puanı arasında anlamlı bir fark saptandı (p=0,049, p=0,015). Çocuk sayısı ile ölçek puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon yoktu (r=-0,067, p=0,299). Ölçekten alınan toplam puan ile bakımdan sorumlu olunan çocuk sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p=0,027).
Çıkarımlar: Çocukluk çağı ev kazaları önlenebilir olması nedeniyle önemlidir. Çalışmamız çocukluk çağı ev kazalarını önleme çalışmalarına dayanak oluşturabilecek risk etmenlerini ortaya koymaktadır. Kullanılan ölçekte katılımcının aldığı puan ev kazası riski açısından belirleyicidir. Hane içerisinde çocuk sayısının fazla olması ev kazası görülme riskini artırmaktadır.
Aim: Home accidents are one of the important public health problem, especially in childhood, because all can be avoided. We aimed to compare the sociodemographic characteristics of mothers with a child aged 0–6 years in terms of the safety measures they have taken against home accidents.
Material and Methods: Our study was performed between July and December 2017 in the Trabzon, Kalkınma Family Health Center. Two hundred forty-four female volunteer mothers were included in the study. We evaluated the relationship between sociodemographic characteristics and scores from the ‘Scale for Identification by Mothers of the Safety Measures Taken by Mothers to Prevent Home Accidents in Children in the 0–6 Age Group.’
Results: The mean age of the participants was 30.8±5.4 years. The frequency of home accidents was 42.6% (n=104). We found significant differences between the scale scores in terms of educational status and income levels (p=0.049, p=0.015). There was no significant correlation between the number of children and scale score (r=-0.067, p=0.299). There was a statistically significant difference between the total score of the scale and the person responsible for the care of the child at home (p=0.027).
Conclusion: The childhood home accidents are important since they are preventable. The present study reveals the risk factors that may form a basis for the studies on preventing the childhood home accidents. In the scale used here, the score of participant determines the risk of home accident. The increase in the number of children in the house increases the risk of home accident.

4.
Malnütrisyonlu çocuklarda kardiyak değerlendirme
Cardiac evaluation in children with malnutrition
Osman Akdeniz, Yılmaz Selim Erdal, Muhittin Çelik, Nezir Özgün
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2019.43815  Sayfalar 157 - 165
Amaç: Bu çalışmanın temel amacı malnütrisyonlu çocuklardaki miyokardiyal değişiklikleri ortaya koymaktır.
Gereç ve Yöntemler: Bu prospektif çalışma 47 malnütrisyonlu hasta ve 44 sağlıklı kontrol hastasını içermektedir. Malnütrisyonlu olgular Gomez ve Waterlov sınıflamasına göre gruplara ayrıldı. Tüm olgulara elektrokardiyografik ve ekokardiyografik inceleme, 24 saatlik Holter monitörizasyonu ve biyokimyasal değerlendirme yapıldı.
Bulgular: Malnütrisyonlu grubun 20’si (%42,5), kontrol grubunun ise 19’u (%43,1) erkek idi (p<0,05). Yaş ortalaması bakımından malnütrisyonlu grup ve kontrol grubu arasında fark yoktu (sırasıyla, 69,4±57,3 ay, 68,9±48,2 ay p=0,5). Hasta grupta sol ventrikül kitle ölçümü kontrol grubuna göre düşükken, sol ventrikül kitle indeksi farklı bulunmadı (sırasıyla, 42,3±24,5gr, 53,4±23,9 gr, p=0,049 ve 60,7±13,3 gr/m2, 61,9±12,1 gr/m2, p=0,67). Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ve kısalma fraksiyonu oranı hasta grubunda kontrol gruba göre düşüktü (sırasıyla, %66,2±5,3, %69,2±4,07, p=0,04 ve %35,4±4,2, %37,9±3,4, p=0,03). Miyokardiyal performans indeksi malnütrisyonlu hastalarda yüksekti (sırasıyla, 0,45±0,09, 0,36±0,05, p=0,001). Kardiyak fonksiyonlardaki bozulmalar malnütrisyonun şiddeti ve süresiyle ilişkiliydi. Troponin düzeyleri hiçbir hastada yüksek değildi. Düzeltilmiş QT dispersiyonu malnütrisyonlu hastalarda anlamlı olarak yüksekti (sırasıyla, 47,9±16,8, 32,9±10,6, p=0,001). Hiçbir hastamızda kompleks ventriküler aritmi bulunmadı.
Çıkarımlar: Çalışmamızda malnütrisyonlu çocuklarda sistolik fonksiyonlar başta olmak üzere kalbin kasılma fonksiyonlarında ve ileti sisteminde bozulma olduğu görüldü. Bu hastalarda malnütrisyonun erken tanı ve tedavisiyle kardiyak nedenli oluşabilecek hastalık ve ölüm önlenebilir.
Aim: The main purpose of this study was to identify myocardial changes in malnourished children.
Material and Methods: This prospective study included 47 patients with malnutrition and 44 healthy controls. The subjects who had malnutrition were classified according to the method of Gomez and Waterlow. Electrocardiographic and echocardiographic examinations, 24-h Holter monitoring, and biochemical assessments were performed in all subjects.
Results: The malnutrition group included 20 (42.5%) males, and the control group included 19 (43.1%) males (p<0.05). There was no difference between the malnutrition and control groups with regard to mean age (69.4±57.3 months and 68.9±48.2 months, respectively, p=0.5). Although the left ventricular mass was lower in the patient group compared with the control group, the left ventricular mass index was not different (42.3±24.5 g, 53.4±23.9 g, p=0.049 and 60.7±13.3 g/m2, 61.9±12.1 g/m2, p=0.67, respectively). The left ventricular ejection fraction and fractional shortening were lower in the patient group compared with the control group (66.2±5.3%, 69.2±4.07%, p=0.04 and 35.4±4.2%, 37.9±3.4%, p=0.03, respectively). The myocardial performance index was higher in the patient group (0.45±0.09, 0.36±0.05, respectively, p=0.001). The deterioration of cardiac functions was associated with the severity and duration of malnutrition. Troponin concentrations were not elevated in any patients. The corrected QT dispersion was significantly higher in patients with malnutrition (47.9±16.8, 32.9±10.6, respectively, p=0.001). Complex ventricular arrhythmias were not noted in any patients.
Conclusion: The malnourished children in this study exhibited impairment in the functions of cardiac contraction including mainly systolic functions and in cardiac conduction system. Cardiac morbidity and mortality can be prevented by early detection and treatment of malnutrition in these patients.

5.
Yunanlı ergenlerde patolojik kumar oynama ve eş zamanlı duygusal/davranışsal sorunlar
Problem gambling and concurrent emotional/behavioral problems among Greek adolescents
Assimina Paleologou, Helen Lazaratou, Dimitris Anagnostopoulos, Marina Economou, Melpomeni Malliori, George Papadimitriou, Charalampos Papageorgiou
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2019.56254  Sayfalar 166 - 172
Amaç: Ergenlerde patolojik kumar oynama önemli bir sağlık sorununu oluşturmaktadır. Çok az sayıda çalışma ergenlikte kumar oynama ile duygusal/davranışsal sorunlar arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. Bu çalışmanın amacı, büyük Atina bölgesinde yapılan bir okul araştırmasının verilerini kullanarak ergenlikte patolojik kumar oynama ile duygusal/davranışsal sorunlar arasındaki ilişkiyi incelemekti.
Gereç ve Yöntemler: Toplam örneklem, büyük Atina bölgesinde bulunan ve rastgele seçilen temsili bir grup özel ve devlet okuluna devam eden 2 159 lise öğrencisinden (%45,4 erkek ve %54,6 kız) oluşmaktaydı. Veriler, bir okul saati içinde doldurulan öz bildirim anketleri kullanılarak toplanmıştır. Patolojik kumar oynama verilerine erişim için çalışma grubuna Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı-IV Gençler için Adapte Edilmiş Çoklu Yanıt anketi uygulandı. Duygusal/davranışsal sorunların varlığı Güçler ve Güçlükler anketi ile değerlendirildi. İki bin yüz kırk bir katılımcının bütün verileri incelendi. Tamamlanmamış veriler bulunan on sekiz anket çalışma dışında bırakıldı.
Bulgular: Ergenlikte patolojik kumar oynayanlarda duygusal/davranışsal sorunlar saptandı. Bütün Güçler ve Güçlükler anketi alt ölçekleri patolojik kumar oynama ile anlamlı derecede ilişkili bulundu. Özellikle, duygusal belirtiler, davranış bozuklukları, dikkat/hiperaktivite ve sosyal işlev bozukluğu, ergenlikte patolojik kumar oynama ile anlamlı derecede ve bağımsız olarak ilişkili bulundu. Patolojik kumar oynayanlarda prososyal ölçek puanları daha düşük bulundu.
Çıkarımlar: Bu makale ergenlikte patolojik kumar oynama ile diğer belirtilerin birlikteliğini aydınlatmayı ve tartışmayı hedeflemiştir. Patolojik kumar oynama bozukluğu olan ergenlerde duygusal/davranışsal sorunların anlamlı şekilde eş zamanlı olarak bulunması, bu ergenlerde bu belirtilerin taranması ve daha sonra bunların tedavi edilmesi gereksinimini göstermektedir.
Aim: Problem gambling in adolescents constitutes a major health problem. Very few studies have investigated the relationship of adolescent gambling with emotional/behavioral problems. The aim of this study was to examine the association between adolescent problem gambling and emotional/behavioral problems using data from a school survey in the greater Athens area.
Material and Methods: The total sample consisted of 2159 high school students (45.4% males and 54.6% females) from a random and representative sample of public and private schools in the greater Athens area. Data were collected in the form of self-reported questionnaires during one school hour. To access problem gambling the Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-IV Multiple Response Adapted for Juveniles questionnaire was administered to the study population. The presence of emotional/behavioral problems was assessed via the Strengths and Difficulties Questionnaire. Full data from 2141 participants were analyzed. Eighteen questionnaire with incomplete data were excluded.
Results: Problem gambling in adolescence is in line with the presence of emotional/behavioral problems. All Strengths and Difficulties Questionnaire subscales were significantly associated with problem gambling. Specifically, emotional symptoms, conduct problems, attention/hyperactivity, and social dysfunction were all significantly and independently associated with adolescent pathologic gambling. The prosocial scale had lower scores in problem gamblers.
Conclusion: This article aims to highlight and discuss the coexistence of adolescent problem gambling with other symptoms. The significant association of emotional/behavioral problems among adolescents with problem gambling indicates a need to screen for these symptoms and for their subsequent treatment among adolescents with problem gambling.

6.
Kist hidatikli çocuk olguların on yıllık izlemi
Ten-year follow-up of children with hydatid cysts
Tuğba Şişmanlar Eyüboğlu, Tuğba Ramasli Gürsoy, Ayşe Tana Aslan, Sevgi Pekcan, Irem Budakoğlu
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2019.24119  Sayfalar 173 - 178
Amaç: Kist hidatik dünyada yaygın görülen endemik bir parazitik hastalıktır. Çalışmamızda kist hidatikli çocuk hastaların verilerinin gözden geçirilmesi, hastalık bulguları ve verilen tedaviler ile tedavi yanıtının değerlendirilmesi, tedavi yanıtını etkileyen etmenlerin saptanması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: Ocak 2006 ve Aralık 2016 yılları arasında kist hidatik nedeniyle izlemde olan hastaların dosyaları gözden geçirildi. Hastaların tanı yaşları, cinsiyetleri, yaşam alanları (kırsal/kent), köpek temas öyküsü, ailede başka bireylerde kist hidatik varlığı, yakınmaları, tutulan organları, boyutları, laboratuvar sonuçları, uygulanan tedaviler ve tedavi sonrası yanıtları kayıt edildi.
Bulgular: On yıllık sürede 50 çocuk hasta kist hidatik tanısı ile izlendi. Hastaların 33’ü (%66) erkekti. Ortalama tanı yaşı 9,3±0,5 yıldı. Hastaların 15’i kırsal kesimde yaşarken; 35’i kentsel kesimde yaşıyordu ve %10’unda ailede başka bireyde kist hidatik öyküsü vardı. Hastaların 36’sında akciğer tutulumu, 25’inde karaciğer tutulumu vardı. On dört hastada hem akciğer hem karaciğer tutulmuştu. Altı hastada akciğer ve karaciğer dışı organ tutulumu vardı. Kist hidatik indirekt hemaglutinasyon testi bakılan hastaların %60’ında pozitif iken, kist hidatik spesifik IgE 17 hastanın 8’inde pozitif saptandı. Hastaların tümü albendazol tedavisi almıştı. Yedi hastaya ek olarak praziquantel tedavisi verilmişti. Akciğer tutulumu olan 31 hastaya cerrahi, karaciğer tutulumu olan 13 hastaya PAİR (perkütan aspirasyon, enjeksiyon ve reaspirasyon) yapılmıştı. Spinal tutulumu olan iki hastada operasyonla kistler çıkarılmıştı. Akciğer ve karaciğer dışı organ tutulumu olan hastalarda yineleme sıklığı fazlaydı (p<0,05) ve bu hastaların tedavi süresi daha uzundu (p<0,05).
Çıkarımlar: Kist hidatik çocuklarda farklı organ tutulumları ile karşımıza çıkabilir. Akciğer ve karaciğer dışı organ tutulumu olan hastaların izleminde yineleme açısından daha dikkatli olmak gereklidir.
Aim: Hydatid cystic disease is an endemic parasitic disease that is common in the world. We aimed to review the demographic, clinical and laboratory findings, and treatments and outcomes of children with hydatid cyst disease, and to determine the factors affecting treatment response in two pediatric pulmonology centers in the central region of Turkey.
Material and Methods: The clinical records of patients aged below 18 years who were followed up between January 2006 and December 2016 because of hydatid cyst disease were reviewed retrospectively. The patients’ ages at the time of diagnosis, sexes, living areas (rural /urban), dog contact history, presence of hydatid cyst in other family members, symptoms, organs involved, dimensions of cysts, laboratory results, treatments and post treatment responses, follow-up, and outcomes were noted.
Results: In a period of 10 years, 50 pediatric patients were followed up with a diagnosis of hydatid cyst. The mean age was 9.3±0.5 years and 33 (66%) of the patients were male. Fifteen patients were living in a rural area and 35 were living in an urban area. Fifteen patients had a history of contact with a dog and 10% had a positive family history. Thirty-six patients had lung involvement, 25 had liver involvement, 14 (28%) had both lung and liver involvement, and six patients had organ involvement other than lung and liver. The indirect hemagglutination test for hydatid cyst was positive in 24 of 40 patients and Echinococcus granulosus-specific IgE positivity was detected in 8 of 17 patients. Surgery was performed in 31 patients with lung involvement and PAIR was performed in 13 patients who had liver involvement. Cyst excision was performed in two patients who had isolated spinal involvement. All patients were treated with albendazole, and additional praziquantel treatment was given to seven patients. Relapse occurred in seven patients in this period. The relapse frequency was higher in patients who had organ involvement other than in the lung and liver (p<0.05), and these patients’ treatment durations were longer compared with the others (p<0.05).
Conclusion: Hydatid cysts can involve different organs in children. Patients with organ involvement other than the lung and liver should be followed up carefully in terms of recurrence.

7.
Çocuklarda Behçet hastalığı: tek merkez deneyimi
Behçet’s disease in children: single-center experience
Murat Soner Çirkinoğlu, Selcan Demir, Yelda Bilginer, Seza Özen
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2019.15045  Sayfalar 179 - 184
Amaç: Bu çalışmada Behçet hastalığı tanısı almış çocuk hastaların demografik, klinik ve laboratuvar bulgularının özetlenmesi, uygulanan tedavilerin etkinliği, etki süreleri ve karşılaşılan yan etkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nefroloji ve Romatoloji Bilim Dalları’nda 1980–2013 yılları arasında Uluslararası Behçet Çalışma Grubu ölçütlerine göre tanı almış 34 hastanın arşiv dosyaları ve elektronik kayıtları geriye dönük olarak incelenerek tüm demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Bu veriler ışığında çocukluk çağı Behçet olgularının cinsiyet ve yaş dağılımı, klinik ve laboratuvar bulguları, en çok tercih edilen tedavi yaklaşımları, tedavilerin etkinliği ve tedavi sırasında karşılaşılan yan etkiler incelendi.
Bulgular: Otuz dört çocuk Behçet hastasının 18’i (%53) erkek ve 16’sı (%47) kızdı ve yaş ortalaması 11,18±3,34’tü. Kız ve erkek hastaların yaşlarının dağılımında anlamlı fark yoktu (p<0,05). Hastaların %97’sinde (n=33) ilk başvuru yakınması tekrarlayan oral aft idi. Sıklık sırasına göre diğer mukokutanöz bulgular; psödofolikülit ve püstüler lezyonlar (%82) genital ülser (%62), paterji pozitifliği (%50) idi. Sistem tutulumları ise sıklık sırasına göre; eklem bulguları (%38), göz bulguları (%35), vasküler tutulum (%32), nörolojik tutulum (%18), gastrointestinal tutulum (%5,8) ve akciğer tutulumu (%5,8) oranında saptandı. Kolşisin en çok tercih edilen ilaçtı (%88). Cilt tutulumu olan olgularda tedaviye steroid, üveit olgularında azatiopürin, vasküler tutulumda antikoagülan tedaviyle birlikte siklofosfamid ve anti-tümör nekrozis faktör (TNF)-alfa, gastrointestinal sistem tutulumu olgularında sülfalazin tedaviye eklenmişti. Kolşisin kullanan hastalarda en sık rastlanan yan etki ishaldi. Steroid kullanan hastalarda gastrointestinal sistem yakınmaları, istemsiz kilo alımı, akne ve ajitasyon yakınmaları (%17) gözlemlenmişti. İnterferon tedavisi alan bir hastada depresyon ve ajitasyon yakınmaları ortaya çıkmıştı.
Çıkarımlar: Bu çalışma ile çocukluk çağı Behçet hastalarının genel özellikleri gözden geçirilmiş, erken tanı ve tedavinin önemi vurgulanmak istenmiştir.
Aim: In this study, it was aimed to summarize the demographics, and clinical and laboratory findings of children who were diagnosed as having Behçet’s disease, and also to determine the efficacy, duration, and adverse effects of the treatments.
Material and Methods: The records of 34 patients who were diagnosed according to the International Behçet Study Group criteria between 1980 and 2013 in the Department of Pediatric Nephrology and Rheumatology, Hacettepe University Faculty of Medicine, were retrospectively reviewed and all demographic and clinical features were recorded. In the light of these data, the sex and age distribution, clinical and laboratory findings, most commonly preferred treatment approaches, efficacy of treatments, and adverse effects during treatment were analyzed.
Results: Of the 34 children with Behçet’s disease, 18 (53%) were male and 16 (47%) were female, and the mean age was 11.18±3.34 years. There was no significant difference in age distribution of the male and female patients (p<0.05). In 97% (n=33) of the patients, the first symptom was recurrent oral aphthae. In order of frequency, the other mucocutaneous findings were pseudofoliculitis and pustular lesions (82%), genital ulcers (62%), and pathergy positivity (50%). System involvements in order of frequency were as follows: joint findings (38%), ocular findings (35%), vascular involvement (32%), neurologic involvement (18%), gastrointestinal involvement (5.8%), and pulmonary involvement (5.8%). Colchicine was the most commonly preferred drug (88%). Steroids were added to treatment in patients with skin involvement. Azathioprine was added in patients with uveitis. Anticoagulant therapy, cyclophosphamide, and anti-tumor necrosis factor-alpha were added in patients with vascular involvement. In patients with gastrointestinal system involvement, sulfasalazine was added to treatment. Diarrhea was the most common adverse effect in patients who used colchicine. In the patients who used steroid treatment, gastrointestinal symptoms such as unintentional weight gain, acne, and agitation were observed (17%). One patient who received interferon treatment had symptoms of depression and agitation.
Conclusion: The aim of this study was to review the general characteristics of pediatric patients with Behçet’s disease and to emphasize the importance of early diagnosis and correct treatment in terms of mortality and morbidity.

OLGU SUNUMU
8.
Bir çocukta birincil posterior mediastinal germ hücreli tümör
Primary posterior mediastinal germ cell tumor in a child
Anastasia Gkampeta, Tatiana-Soultana Tziola, Athanasios Tragiannidis, Theodotis Papageorgiou, Ioannis Spyridakis, Emmanouel Hatzipantelis
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2019.88155  Sayfalar 185 - 188
Yolk sac tümörü en sık görülen germ hücre kaynaklı malin neoplazmadır ve genellikle bebek testisi ya da overlerinde ortaya çıkar. Nadir durumlarda, tümör sakrokoksigeal bölge, uterus, vajen, prostat, retroperitoneal bölge, karaciğer, mediasten (sıklıkla önde), pineal bez ve üçüncü ventrikül gibi ekstragonadal bölgelerden kaynaklanır. Agresif olarak tedavi edilmezlerse, yolk sac tümörlerinin seyri kötüdür. Burada, başlangıçta cerrahi uygulanan, sonrasında kemoterapi alan ve olumlu bir seyir gösteren, birincil posterior mediastinal yolk sac tümörü olan 3 yaşında bir erkek çocuğunu sunduk. Mediastinal kitle olarak prezente olan yolk sac tümörleri ile ilgili dizinde, çocuk germ hücreli tümörler arka mediastende çok nadir olarak bildirilmiştir.
Yolk sac tumor is the most common malignant neoplasm of germ cell origin and usually occurs in infant testes or ovaries. On rare occasions, the tumor arises from extragonadal sites, including the sacrococcygeal region, uterus, vagina, prostate, retroperitoneum, liver, mediastinum (commonly in the anterior), pineal gland, and third ventricle. Yolk sac tumors have an unfavorable prognosis, if not treated aggressively. We report the case of a 3-year-old boy with a primary posterior mediastinal yolk sac tumor who was managed initially with surgery, followed by chemotherapy and had a favorable prognosis. In the literature on yolk sac tumors presenting as a mediastinal mass, pediatric germ cell tumors have been reported very rarely in the posterior mediastinum.

9.
Brakiyal pleksopatinin nadir bir nedeni: herediter nevraljik amiyotrofi
A rare cause of brachial plexopathy: hereditary neuralgic amyotrophy
Hepsen Mine Serin, Sanem Yılmaz, Erdem Şimsek, Seda Kanmaz, Gül Aktan, Hasan Tekgül, Sarenur Gökben
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.5837  Sayfalar 189 - 191
Nevraljik amiyotrofi, başlıca üst brakial pleksusu tutan ve sonrasında kas güçsüzlüğü gelişen, tekrarlayıcı, ağrılı, tek taraflı nöropatidir. İdiopatik ve herediter olmak üzere iki formu vardır. Otozomal dominant formuna Herediter Nevraljik Amiyotrofi adı verilir ve septin ailesinin bir geni olan SEPT9 mutasyonuyla bağlantılıdır. Hastalığın fenotipik spektrumu hipotelorizm, yarık damak ve diğer minor dismorfizmleri içerebilir. Başlangıç yaşı bebeklikten yetişkinliğe kadar herhangi bir dönemde olabilir. Herediter nevraljik amyotrofi, enfeksiyonlar, aşılar, soğuk, stres, ameliyat, şiddetli egzersiz gibi dış uyaranlarla tetiklenebilir. Burada, aşılamalardan sonra ağrılı brakiyal pleksopati ataklarının tekrarlaması nedeniyle SEPT9 geninde mutasyon saptanan ve herediter nevraljik amyotrofi tanısı konulan altı yaşındaki bir kız olgu sunulmuştur.
Neuralgic amyotrophy is characterized by recurrent, painful, unilateral neuropathy involving mainly the upper brachial plexus followed by muscle weakness and muscle wasting. There are two forms: idiopathic and hereditary. Hereditary neuralgic amyotrophy is an autosomal dominant disease that is often linked to a mutation of SEPT9, a gene of the Septin family. The phenotypic spectrum of the disease may include hypotelorism, cleft palate, and other minor dysmorphisms. The age of onset is from infancy to adulthood. Hereditary neuralgic amyotrophy can be triggered by external stimuli such as infections, vaccinations, cold, stress, surgery, and strenuous exercise. Here, we report a six-year-old girl who was found to have mutation in the SEPT9 gene when she presented with recurrent attacks of painful brachial plexopathy following vaccinations, and was diagnosed as having hereditary neuralgic amyotrophy.

10.
Birincil kist hidatiğin alışılmadık lokalizasyonu ve birlikteliği: olgu sunumu
Unusual localization and coexistence of primary hydatid cyst: a case report
Canan Kocaoğlu, Çelebi Kocaoğlu, Ayşe Ilerisoy Yavuz, Aslan Akın
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6200  Sayfalar 192 - 195
Kist hidatik Echinococcus granulosus tarafından sebep olunan, zoonotik bir paraziter enfeksiyondur. Hemen hemen vücudun bütün bölümlerinde görülmesine rağmen, bu parazitin ilk ve en önemli yerleşim yeri karaciğer ve akciğerdir. Alışılmadık bir şekilde, kist hidatik nadiren pelvik bölgede yerleşebilir. Böyle, pelvik bölgede yerleşmiş kistlerin çoğu önceden karaciğerde bulunan kistlerin kendiliğinden yırtılmasına ya da herhangi bir cerrahi işlem sırasında kistin periton boşluğuna ekimine bağlı olarak gelişir. Bu olguda akut abdomen tablosuyla başvuran bir hastada, tesadüfen teşhis edilen, retrovezikal bölgede lokalize olmuş, alışılmışın dışında bir hidatik kist olgusu sunulmuştur. Endemik bir bölgede karın ağrısıyla başvuran ve tam olarak tanımlanmamış kistik lezyonu olduğundan şüphelenilen olgularda birincil kist hidatik akla gelmelidir.
Hydatid cysts are zoonotic parasitic infections caused by Echinococcus granulosus. Although witnessed in all body parts, the first and most important locations for this parasite are the liver and lungs. Unusually, hydatid cysts are rarely located in the pelvic region. The majority of such cysts generally develop secondary to spontaneous rupture of an hepatic hydatic cyst or due to surgical inoculation. Incidentally diagnosed in a patient admitted with the picture of acute abdomen, a case of primary hydatid cyst located in retrovesical region, an uncommon localization for hydatid cysts, is presented in this report. In patients admitted with symptoms of abdominal pain in endemic regions, and in those suspected of having unidentified cystic lesions, the unusual localization of a primary hydatid cyst should be considered.

11.
Anormal baş pozisyonu ile gelen hastada Duane retraksiyon sendromu
Duane retraction syndrome in a patient with abnormal head position
Şule Gökçe, Zeynep Büşra Albayram, Gülizar Koç, Elif Demirkılınç Biler, Sema Aydoğdu
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6116  Sayfalar 196 - 199
Duane retraksiyon sendromu lateral rektus kasında anormal sinir iletisi sonucunda gelişen abdüksiyon ve addüksiyonda kısıtlılık, yatay göz hareketlerinde kısıtlılık, göz küresinde retraksiyon, göz kapağı fisssürlerinde değişiklik ve anormal dikey göz hareketleri ile belirgin ender bir kırma kusurudur. Etkilenen göz addüksiyonda yukarı ya/ya da aşağıya doğru yer değiştirir. Stilling-Türk-Duane sendromu olarak da bilinen bu sendrom tüm şaşılık olgularının yaklaşık yüzde 1 ila 5’ini oluşturmaktadır. Bu yazıda anormal baş poziyonu nedeniyle kliniğimize başvurusunda yapılan incelemeler sonucunda Duane retraksiyon sendromu tanısı alan 1,5 yaşında bir erkek olgu sunulmuştur. Bu yazı ile ender şaşılık nedenlerinden biri olan Duane retraksiyon sendromu tanısına dikkat çekmek amaçlanmıştır.
Duane’s syndrome is a rare retraction anomaly characterized by an innervation defect in the lateral rectus muscle, limitation of abduction and adduction due to the result of abnormal innervation of the horizontal rectus muscles, changes in the eyelid fissures, and abnormal vertical eye movements. The affected eye is displaced up and/or down in adduction. This syndrome, also known as Stilling-Turk-Duane syndrome, accounts for approximately 1 to 5% of all strabismus cases. In this article, we present a one-and-a-half-year-old male patient who had abnormal head position, and was diagnosed as having Duane retraction syndrome. Through this study, we want to draw attention to Duane retraction syndrome, which is one of the rare causes of strabismus.

EDITÖRE MEKTUP
12.
Risk factors affecting obesity development in high school students
Sora Yasri, Viroj Wiwanitkit
doi: 10.14744/TurkPediatriArs.2019.44452  Sayfa 200
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

YAZARIN YANITI
13.
Yazarın Cevabı
Author's Response
Serdar Yıldırım, Ersin Uskun
Sayfa 201
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

DIĞER
14.
Türkçesi varken

Sayfalar E1 - E2
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale