ISSN: 1306 - 0015 • E-ISSN: 1306 - 6278

Hızlı Arama




Turk Pediatri Ars : 44 (4)

Cilt: 44  Sayı: 4 - 2009

DAVETLI DERLEME
1.
“Her şey çocuk içindir”
“All for children”
Murat Civaner, Yeşim Işıl Ülman
Sayfalar 112 - 114
Araştırmalar, ülkemizde üreme sağlığı, anne ve çocuk sağlığı, yenidoğan bakımı konusunda çağdaş hizmet sunumunun 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başlarına tarihlendiğini göstermektedir. Çağdaş bilimsel tıbbın kurumsallaşması ve hizmetin toplum içinde yaygınlaşması çabaları bu geçiş döneminde yoğunlaşmaktadır. 1894’te ülkemizin ilk doğum evini açan, çağdaş kadın hastalıkları ve doğum hekimliği, ebelik, ana-çocuk sağlığı, yenidoğan bakımı konularında öncülük etmiş bir aydın olan Prof. Dr. Besim Ömer Paşa’nın hizmetleri bu sürecin çarpıcı örneklerindendir. Onun mesleki yaşamında destek verdiği yüzlerce genç arasında, ülkemizin ilk kadın hekimi Dr. Safiye Ali de vardır. Almanya Würzburg Tıp Fakültesi’nden mezun olarak yurduna dönen Safiye Ali Krekeller, o dönem için yepyeni bir ana-çocuk sağlığı kurumu olan Süt Damlası’nda çalışmış ve sadece tedavi edici değil, nüfus tabanlı koruyucu sağlık hizmeti de sunmuştur. Bu çalışmada, Viladethane ve Süt Damlası evleri kısaca tanıtılmakta, kurumsal ve toplum sağlığını önceleyen yeni bir yaklaşımın örneğinden söz edilmektedir.
Recent studies in the history of medicine have shown that the modern healthcare services of reproduction, mother and child health and newborn care date back to the second half of the 19th and to the first decades of the 20th century in Turkey. Institutionalization of the contemporary scientific medicine was in the making at this crucial historical turning point in the country that paved the way for modern healthcare services to become widespread in the society. It is remarkably important to mention, in this striking process, about the achivements of Prof. Dr. Besim Omer Pasha (1861-1940) who opened the first Maternity Hospital (Viladethane) within the School of Medicine in Istanbul in 1894, and conducted the teaching and training of modern obstetrics, gyneacology and midwifery in the School. One of the great many young people he supported in the professional career was Dr. Safiye Ali (1894-1952) who had been the first woman physician in Turkey. Dr. Safiye Ali Krekeller graduated from Würzburg School of Medicine in Germany on Ottoman State’s account and turned back to country in 1921. She worked at the Drop of Milk (Süt Damlası) Houses, the brand new mother and child healthcare clinics at the time which rendered not only curative but also population based preventive medical service. This study aims at introducing briefly the main features of Viladethane and Süt Damlası by giving emphasis both on their role as pioneering institutions and also on their approach that gave priority to public healthcare in Turkey.

2.
Çocuk ve ergenlerde şişmanlık sorunu ve yaklaşım
Approach to obesity in children and adolescents
Ilknur Arslanoğlu
Sayfalar 115 - 119
Şişmanlık, vücutta aşırı yağ depolanmasının neden olduğu, bedensel olduğu kadar ruhsal komplikasyonlara ve toplum ekonomisine zararlı sonuçlara yol açabilen bir hastalıktır. Sendromik, endokrin ve diğer hastalıklara ikincil olabileceği gibi en yaygın nedeni dışsal olarak adlandırılan enerji alım-harcama dengesizliğidir. Tedavisi beslenme başta olmak üzere bir dizi yaşamsal düzenlemeyi ve yakın izlemi, önlenmesi ise toplumsal planda yapılacak girişimleri kapsar. Çocukluk çağında ilaç ve cerrahi tedavinin yeri ise yok denecek kadar azdır.
Obesity is a disease caused by excess body fat deposition which can give rise to a series of physical and mental complications as well as to public economic problems. Although it may be secondary to genetic, endocrine or other diseases the most prevalent form is so called exogenous obesity which is attributed to the imbalance of energy intake and expenditure. The management comprises life style changes such as nutritional planning and close follow-up, preventation, on the other hand, actions at sociopolitical level. Medical and surgical therapy plays ignorable role in childhood obesity if any.

ORIJINAL MAKALE
3.
Yenidoğan döneminde tromboz saptanan olguların değerlendirilmesi ve bir yıllık izlem sonuçları
Assessment of cases with thrombosis in the neonatal period and results of one-year-follow-up
Ali Bülbül, Emrah Can, Lida Güneş Bülbül, Asiye Nuhoğlu
Sayfalar 120 - 123
Amaç: Çalışmamızda yenidoğan döneminde bir yıllık sürede saptanan tromboz olgularının incelenmesi ve bu bebeklerin bir yıllık izlemlerinde seyirlerinin değerlendirilmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Bir yıllık süre içerisinde (2007 yılı) yenidoğan döneminde tromboz saptanan tüm hastalar çalışmaya alındı. İleriye dönük olarak hastaların; cinsiyet, gebelik haftası, ilk bulguların saptandığı yaş, perinatal risk etmenleri, radyografik bulgular, trombozun saptandığı alan, uygulanan tedavi şekli ve süresi, tromboz saptandığında bakılan kan sayımı ve pıhtılaşma testleri, protrombotik durum testleri, yenidoğan dönemi ve bir yaşındaki izlem sonuçları kaydedildi.
Bulgular: Belirlenen sürede beş hastada tromboz geliştiği saptandı. Hastaların beşi de erkekti. Ortalama gebelik haftası, doğum ağırlığı ve trombozun saptandığı doğum sonrası yaş sırasıyla 34 hafta, 2352 gr ve 11 gün idi. Saptanan risk etkenleri erken doğum (iki hasta), zor doğum, preeklampsi, gebelik diyabeti ve dehidratasyon idi. Trombozun saptandığı alanlar v. cava inferior, sol portal ven, sol v. saphena manga, sol sinüs venosus ve sağ renal ven idi. İleri incelemelerde bir olguda antitrombin III eksikliği belirlendi. Bir yıllık izlemde bir bebek ani bebek ölümü nedeniyle kaybedildi. Diğer bir bebeğin ise nöromotor gelişiminin geri olduğu saptandı.
Çıkarımlar: Yenidoğan döneminde trombozun erken tanı ve tedavisi erken dönem hastalık ve ölüm oranını azaltır. Bu nedenle tromboz gelişiminde risk etkenleri iyi bilinmeli ve bu risk etkenlerine sahip hastalarda tromboz gelişme olasılığına karşı dikkatli olunmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.
Aim: We aimed to investigate thrombotic cases determined in the neonatal period for one year and to assess their prognosis in one-year-follow-up.
Material and Method: All thrombotic neonatal patients in the year 2007 were involved in the study. Prospectively recorded data included sex, gestational age, week of the first determined symptoms, perinatal risk factors, radiological findings, localization of thrombosis, type and duration of applied treatment, blood count and coagulation tests at diagnosis, prothrombotic state tests, follow-up results in the neonatal period and in the following year.
Results: Five patients, all males, developed thrombosis in the mentioned period. Mean gestational age, birth weight and postnatal age when the thrombosis was diagnosed were 34 weeks; 2,352 g and 11 days respectively. Risk factors were preterm birth (two patients), difficult vaginal delivery, preeclampsia, gestational diabetes and dehydratation. Localization sites of thrombosis were inferior caval vein, left portal vein, left saphena magna vein, left sinus venosus, and right renal vein. Further investigations revealed antithrombin-3 deficiency in a patient. In the one-year follow-up period, a patient died due to sudden infant death and neurodevelopmental delay was found in another patient.
Conclusions: Early diagnosis and treatment of thrombosis in the neonatal period reduces mortality and morbidity rates. Thus, there is a need for awareness of risk factors in the development of thrombosis, and precantions must be taken in those patients against the development of thrombosis.

4.
Portal ven trombozlu çocuklarda antikardiyolipin antikorları
Anticardiolipin antibodies in children with portal vein thrombosis
E. Mahir Gülcan, Tufan Kutlu, Tülay Erkan, Fügen Çullu Çokuğraş
Sayfalar 124 - 126
Portal ven trombozlu çocuklarda antikardiyolipin antikorlarının sıklığının ve portal vendeki tromboz üzerine etkisinin olup olmadığının araştırılması.Bu ileriye dönük çalışmaya portal ven trombozlu 20 ve kontrol grubu olarak sağlıklı 20 çocuk alındı. Antikardiyolipin IgM ve IgG ölçümleri ELISA yöntemi kullanılarak yapıldı. Portal ven trombozlu hastalarda antikardiyolipin IgG düzeyleri 13,9±4,8 GPL ünitesi, kontrol grubunda 4,4±1,9 GPL ünitesi (p<0,05); antikardiyolipin IgM düzeyleri portal ven trombozlu hastalarda 10,4±5,9 MPL ünitesi, kontrol grubunda 10,4±0,8 MPL ünitesi (p>0,05) bulundu. Portal ven trombozlu hastaların yedisinde (%35), kontrol grubununun birinde (%5) antikardiyolipin IgG (p<0,05) ve portal ven trombozlu hastaların ikisinde (%10), kontrol gurubunun ikisinde (%10) antikardiyolipin IgM (p>0,05) yüksekti (>10 GPL ve MPL ünitesi). Çocuklarda antikardiyolipin IgG, portal ven trombozu ile anlamlı ilişkilidir.
The aim of this study was to evaluate the frequency of anticardiolipin antibodies in children with portal vein thrombosis and whether anticardiolipin antibodies have effect on thrombosis in the portal vein. IgG and IgM anticardiolipin levels were measured in 20 patients with portal vein thrombosis and in 20 healthy controls using an ELISA method. IgG anticardiolipin levels (GPL unit) were found as 13.9±4.8 in the portal vein thrombosis patients and 4.4±1.9 in the control group (p<0.05) and IgM anticardiolipin levels (MPL unit) were found as 10.4±5.9 in the portal vein thrombosis patients and in 10.4±0.8 in the control group (p>0.05). In seven (35%) portal vein thrombosis patients and in one (5%) in the control group anticardiolipin IgG (p<0.05) and in two portal vein thrombosis patients (10%) and in two in the control group (10%) anticardiolipin IgM (p>0.05) levels were high (>10 GPL and MPL unit). IgG anticardiolipin antibodies are significantly associated with portal vein thrombosis in children.

5.
CD19 molekül eksikliği: Bir köy taraması
CD19 deficiency: A village screening study
Ismail Reisli, Hasibe Artaç, Sevgi Pekcan, Reyhan Kara, Kadir Yümlü, Cüneyt Karagöl, Ömer Çimen, Metin Şen, Mehmet Artaç
Sayfalar 127 - 130
CD19 eksikliğinin ilk kez tanımlandığı bir olgunun köyünde yaşayan ve akrabası olan bir olguda daha CD19 eksikliği tanımlandı. Bu olgular, bu köyde yaşayan başka olguların ve taşıyıcıların da olabileceğini düşündürdü. Bu amaçla köy halkı immün yetersizlik düşündüren klinik bulgular ve CD19 molekül eksikliği yönünden değerlendirildi. CD19 eksikliği olgularının akrabaları ve kontrol grubu, anket formları ile birincil immün yetersizlik hastalıklarının klinik belirtileri için sorgulandı. Olgulardan alınan kan örneklerinde, CD19 ve CD21 molekül varlığı akış sitometri ile incelendi. Toplam 59 aileden 129 çocuk (9,5±3,7 yıl) ve 79 yetişkin (37±13 yıl) olmak üzere 208 olgu (126 kadın, 82 erkek) değerlendirildi. Yeni bir CD19 eksikliği olgusu saptanmadı. Anket formları ile 67 olguda (57 çocuk, 10 yetişkin) en az bir uyarıcı immün yetersizlik bulgusu vardı. CD19 mediyan ekspresyon değeri (MFI) 20 olguda, CD19 yönünden heterozigot taşıyıcı olan bireylerden elde edilen 60 MFI değerinin altındaydı. Bulgularımız CD19 eksikliği heterozigot “taşıyıcılığı” açısından, CD19 taşıyan B lenfosit oranının değil, CD19 mediyan ekspresyon düşüklüğünün yol gösterici olduğunu düşündürmüştür. CD19 mediyan ekspresyon değerine göre taşıyıcı oldukları belirlenen bu olguların, mutasyon tetkiklerinin yapılarak taşıyıcı olduklarının doğrulanması planlanmıştır.
We identified a new CD19 deficient case who was a relative of the first CD19 deficient patient and lived in the same village. These cases suggested that other patients with CD19 deficiency or carriers could be found in this village. The aim of this study was to assess the warning signs of primary immunodeficiency and the CD19 molecule deficiency in this population. The relatives of CD19 deficient patients and controls were examined for the warning signs of primary immunodeficiency using a questionnaire form. Blood samples were taken from these subjects. CD19 and CD21 expressions (median fluorescent intensity, MFI) were analyzed by flowcytometry in these samples. A total of 208 subjects (59 families, 126 females, 82 males) including 129 children 9.5±3.7 years and 79 adults (37±13 years) were evaluated. A new case with CD19 deficiency was not detected. There was at least one warning sign for immunodeficiency in 67 subjects (57 children and 10 adults). CD19 median expression value was lower than 60 MFI value in 20 subjects, which was known as in the carriers who were detected to have heterozygous mutation. Our findings suggested that CD19 median expression might be a diagnostic tool for the subjects who have CD19 heterozygous mutations. Mutation analyses are planned for the confirmation of CD19 heterozygous mutation in these subjects who have low CD19 median expression.

6.
Sağlıklı çocuklarda idrar kalsiyum atılımı
Urinary calcium excretion in healthy children
Osman Dönmez, Necla Yüce, Yeşim Özarda Ilçöl, Bülent Ediz, Oğuzhan Durmaz, Iftihar Kılıçbay
Sayfalar 131 - 134
Hiperkalsiüri taramasında spot idrar kalsiyum/kreatinin oranı pratik bir yöntemdir. Bu çalışmada sağlıklı çocuklarda yaşlara göre spot idrar kalsiyum/kreatinin oranı normal persantil değerlerini ve hiperkalsiüri yaygınlığını belirlemek istedik. Çalışmaya 614 çocuk alındı. Olguların sabah ikinci idrar örnekleri toplandı ve kalsiyum/kreatinin oranı mg/mg olarak hesaplandı. Olgular Grup 1 (1-6 ay), Grup 2 (7-12 ay), Grup 3 (13 ay-2 yaş), Grup 4 (25 ay-6 yaş), Grup 5 (7-12 yaş) ve Grup 6 (13-16 yaş) olmak üzere altı farklı gruba ayrılarak incelendi. Olgularımızın kalsiyum/kreatinin oranları ortalama±SS, Grup 1’de 0,33±0,10, Grup 2’de 0,23±0,06, Grup 3’de 0,15±0,08, Grup 4’de 0,13±0,08, Grup 5’de 0,09±0,07, Grup 6’da 0,08±0,07 saptandı. Olgularımızın yaş ilişkili 95. persantil değerleri Grup 1’de 0,57, Grup 2’de 0,40, Grup 3’de 0,32, Grup 4’de 0,26, Grup 5’de 0,23 ve Grup 6’da 0,23 bulundu. Bölgemizde hiperkalsiüri yaygınlığı %4,7 bulundu. İdrar kalsiyum kreatinin oranı ile yaş ve vücut kitle indeksi arasında olumsuz yönlü ilişki gözlendi. İdrar kalsiyum/kreatinin kaynak değerlerinin saptanmasında çocuğun yaşının, 95. persantil değerlerinin ve coğrafik farklılıkların göz önünde bulundurulması sonucuna varılmıştır.
Measurement of calcium/creatinine ratio in spot urine sample is a practical screening method for hypercalciuria. This study aimed to identify age related reference percentile values for urinary calcium/creatinine ratio in healthy children and to determine the frequency of hypercalciuria. A total of 614 children were included. Second morning urine samples were collected and calcium/creatinine ratio (mg/mg) was calculated. Results were examined for the following six age groups: Group 1, 1-6 months; Group 2, 7-12 months; Group 3, 13 months-2 years; Group 4, 25 months-6 years; Group 5, 7-12 years; and Group 6, 13-16 years. The mean±SD values for calcium/creatinine ratios of the age groups were as follows: Group 1, 0.33±0.10; Group 2, 0.23±0.06; Group 3, 0.15±0.08; Group 4, 0.13±0.08; Group 5, 0.09±0.07; and Group 6, 0.08±0.07, respectively. Corresponding 95th percentile values for the age groups 1 to 6 were 0.57, 0.40, 0.32, 0.26, 0.23, and 0.23, respectively. Hypercalciuria prevalence was found as 4.7% in our area. Urinary calcium/creatinine ratio was negatively correlated with age and body mass index. Our findings suggest that age of the child, 95th percentile values and geographical differences should be taken into account in detecting the reference values for urinary calcium/creatinine ratio.

7.
Amerikan Hastanesi yenidoğan işitme taraması sonuçları
Results of American Hospital newborn hearing screening program
Sinan Mahir Kayıran, Erkhan Genç, Ayşen Erdil, Berkan Gürakan
Sayfalar 135 - 137
Amerikan Hastanesi yenidoğan işitme taraması programı sonuçlarını bildirmek ve güncel literatürle birlikte tartışmak. Amerikan Hastanesi’nde Haziran 2004-Temmuz 2009 tarihleri arasında tüm yenidoğanlar ( 8052) çalışmaya alındı ve üç basamaklı bir program uygulandı. Beş bebekte (%0,06) iki taraflı, beş bebekte ise tek taraflı (%0,06) sensorinöral işitme kaybı saptandı. Doğuştan işitme kaybı doğumsal önemli anomaliler arasında en sık görülenlerden biridir ve tanı koyulmadığında konuşma, dil, sosyal ve bilişsel gelişme, çevreye uyum ve iletişimde gecikmeye yol açmaktadır. Yenidoğan işitme taraması programı doğuştan işitme kayıplarının erken dönemde saptanması için gereklidir. İşitme kaybının erken saptanması ile birçok çocuğa erken müdahale edilecek ve daha iyi klinik sonuçlara varılacaktır.
To report the results of newborn hearing screening program in American Hospital and discuss with current literature. All newborns (8052) born in American Hospital between July 2004-June 2009 were included in our study and performed a test program of three steps. Five infants (0.06%) were determined to have bilateral and five infants (0.06%) were determined to have unilateral sensorineural hearing loss. Congenital hearing loss is one of the most common major abnormalities present at birth and if undetected, will impede speech, language, social and cognitive development, orientation to environment, and communication. Newborn hearing screening program is essential to detect congenital hearing loss earlier. Early detection of hearing loss can lead to early intervention and improve clinical outcomes for most children.

8.
Çocuklarda serum okratoksin A düzeyleri
Serum ochratoxin A levels in children
Belma Giray, Pınar Erkekoğlu, Sevtap Aydın, Suna Sabuncuoğlu, Gönül Şahin
Sayfalar 138 - 142
Okratoksin A (OTA), nefrotoksik etkileri başta olmak üzere önemli toksik etkilerinin olduğu bilinen ve gıdalar yoluyla temasın yaygın olduğu bir mikotoksin türüdür. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan çocuklarda serum OTA yoğunluklarının saptanması, günlük OTA alım düzeylerinin hesaplanması, bölgesel farklılıkların değerlendirilmesi ve cinsiyet, beslenme alışkanlıkları, vücut kitle indeksi (VKİ) ile olası ilişkisinin irdelenmesidir. İç Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz Bölgesi’nde yaşayan 7-17 yaş aralığındaki çocuklardan (n=37) alınan kan örneklerinde serum OTA düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Tüm çalışma grubunda ortalama serum OTA düzeyi 0,59±0,08 ng/ml ve günlük OTA alım düzeyi 0,82±0,11 ng/kg/gün olarak belirlendi. Okratoksin A düzeyleri yönünden cinsiyete göre gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Bölgeler arasında ise istatistiksel olarak önemli farklılıklar saptandı. Akdeniz Bölgesi’nde yaşayan çocukların serum OTA düzeyleri diğer bölgelere oranla daha düşüktü. Hesaplanan tüm günlük OTA alım düzeyleri Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen kabul edilebilir günlük alım düzeylerinin altında bulundu. Ancak, OTA ile diğer mikotoksinlere de temasın sonucu olarak toplamsal bir etkinin olabileceği ve özellikle çocuklarda gözlenebilecek nefrotoksisitede önemli bir rolünün bulunabileceği dikkate alınmalıdır.
Ochratoxin A (OTA) is a mycotoxin type with important toxic effects including nephrotoxicity, and its exposure route is through different sources of food. The aim of this study is to determine the levels of OTA concentrations in children from different parts of Turkey, to assess the variances in different regions and to examine the possible relationship with sex, dietary habits and body mass index. Ochratoxin A levels were determined in the blood samples taken from children between 7-17 years (n=37) from Central Anatolia, Black Sea and Mediterranean Regions using ELISA technique. Serum OTA levels were determined as 0.59±0.08 ng/ml and daily OTA intake was determined as 0.82±0.11 ng/kg/day in whole study group. No differences were found in OTA levels in relation to sex. Statistically significant differences were found between the regions and serum OTA levels were lower than the other regions in children living in Mediterranean Region. The OTA intake levels were below the levels of tolerable daily intake levels given by World Health Organization. However, the overall effect exposure to mycotoxins including OTA must be taken into consideration and this can have an impact on the nephrotoxicity seen in children.

OLGU SUNUMU
9.
Çocuk ihmaline bağlı hemorajik şok ansefalopati sendromu gelişen bir olgu
The development of hemorrhagic shock encephalopathy syndrome due to child abuse-a case report
Zahide Yalaki, M. Ayşin Taşar, Ülkü Tıraş, Inci Arıkan, Ilknur Bostancı, Yıldız Dallar
Sayfalar 143 - 145
Çocuk ihmali ve istismarı dünyada olduğu kadar ülkemizde de çok önemli bir sorundur. Çocuk istismarı, fiziksel, cinsel, duygusal istismar ve çocuk ihmali şeklinde olabilir. Daha önceden sağlıklı olduğu bildirilen 2,5 aylık bebek, morarma ve nefes alamama yakınması ile acil servise getirildi. Olgunun öyküsü, muayene ve tetkik bulguları ile hemorajik şok ansefalopati sendromu tanısı konuldu. İzlem sonucu spastisite ve görme sorunu gelişti. Çocuk istismarı/ ihmaline uğradığı saptanan bebek, sosyal servise danışıldı ve kurul kararı ile Çocuk Esirgeme Kurumuna verildi.
Child abuse/neglect is a very important problem in our country as it is in the world. It may be as physical, sexual, psychological abuse and child neglect. A previously healthy baby at the age of 2.5 months was brought to the emergency service with complaints of not breathing and cyanosis. Evaluation of the patient and the history obtained suggested a diagnosis of hemorrhagic shock and encephalopathy syndrome. During the following period, problems of spasticity and vision impairment appeared. The family history of the patient revealed a case of child abuse/neglect and consultation with the social service resulted in a committee decision of transfer of the custody of the baby to the child protection department.

10.
Fetal ekokardiyografi ile kalpte rabdomiyomların saptandığı tuberosklerozlu bir olgu sunumu
A case report of tuberous sclerosis with cardiac rhabdomyomas diagnosed antenatally by fetal echocardiography
Dolunay Gürses, Ertürk Levent, Zülal Ülger, A. Ruhi Özyürek
Sayfalar 146 - 148
Tuberoskleroz başlıca merkezi sinir sistemi, deri, retina, böbrek ve kalp olmak üzere birçok sistemi tutan bir hastalıktır. En sık rastlanılan kalp tümörleri rabdomiyomlardır. Gebeliğinin 36. haftasında fetal aritmi nedeniyle gönderilen hastamızda yapılan fetal ekokardiyografi ile çok sayıda kalp içi kitle saptanarak kalpte rabdomiyom düşünüldü ve tuberoskleroz açısından araştırıldı. Doğum sonrası kraniyal manyetik rezonans görüntülemesinde subepandimal çok sayıda kalsifik nodüller ve beynin beyaz cevherinde periventriküler ve subkortikal tuberlerin gözlenmesi ile tuberoskleroz tanısı kesinleştirildi. Rabdomiyomlar hastamızda hemodinamik bozukluğa yol açmadığından cerrahi yaklaşım düşünülmedi. İzleminde rabdomiyomların küçüldüğü ve aritmisinin tedavi gerektirmeksizin gerilediği gözlendi. Bu olgu sunumu ile fetal ekokardiyografide kalp içi kitle saptanan olgularda, tuberoskleroz tanısının düşünülmesi gerektiği vurgulanmak istendi.
Tuberous sclerosis is a multisystem disease, involving primarily the skin, the brain, the kidneys, the heart and the eyes. The most frequent cardiac tumor is rhabdomyoma. In our patient who was referred to our hospital due to fetal arrhythmia, multiple intracardiac masses were detected by fetal echocardiography performed in the 36th week of pregnancy. Cardiac rhabdomyoma was considered and the baby was investigated for tuberous sclerosis. The diagnosis of tuberous sclerosis was established by the presence of multiple subependymal calcific nodules and periventricular and subcortical tubers in the postnatal magnetic resonance imaging. Since the rhabdomyomas had not caused hemodynamic impairment, surgical treatment was not considered. The patient was followed up and we observed that rhabdomyomas regressed and arrhythmia decreased without any medical treatment. We wanted to point out that the diagnosis of tuberous sclerosis should be considered in cases presenting with intracardiac masses on fetal echocardiography.

AYIN OLGUSU
11.
Çift görme, konuşma bozukluğu, halsizlik, kol ve bacaklarda güçsüzlük yakınmalarıyla başvuran dokuz yaşında erkek hasta
A nine-year-old boy with double vision, speech disturbance, fatigue and strength loss of extremities
Engin Tutar, Gülnur Tokuç, Bahar Özcabı, Perran Boran
Sayfalar 149 - 151
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

EDITÖRE MEKTUP
12.
Yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde besin proteini ilişkili proktokolit: Klinik, endoskopik, histopatolojik bulgular ve tedavi
Food protein induced proctocolitis in neonatal and infantile period: Clinical, endoscophic, hystopathologic findings and therapy
Öner Özdemir
Sayfalar 152 - 154
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

EDITÖRDEN
13.
Editörden
Editorial

Sayfa 155
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

DIĞER
14.
Hakem Listesi
Reviewer List

Sayfa 156
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

15.
Yazar Dizini
Author Index

Sayfalar 157 - 158
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

16.
Konu Dizini
Subject Index

Sayfalar 159 - 160
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

17.
Türkçesi varken
When the Turkish word exists

Sayfa 161
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

LookUs & Online Makale