ISSN: 1306 - 0015 • E-ISSN: 1308 - 6278
Türk Pediatri Arşivi - Turk Pediatri Ars : 42 (4)
Cilt: 42  Sayı: 4 - 2007
DAVETLI DERLEME
1.
Çocuklarda idrar enkontinansı
Urinary incontinence in children
Nur Canpolat, Salim Çalışkan
Sayfalar 133 - 135
İdrar enkontinansı çocukluk çağında sık karşılaşılan bir sorundur ve istemsiz idrar kaçırma olarak tanımlanır. Bilinen en önemli nedenleri; mesanenin olgunlaşmasındaki yetersizlik, tuvalet eğitimi sırasındaki yanlış davranışlar, idrar yolu enfeksiyonları, alt üriner sisteme ait anatomik bozukluklar ve sinirsel sorunlardır. Çocukluk çağında sinirsel olmayan nedenlere bağlı idrar kaçırmalar daha sıktır. İşeme bozukluğunun idrar yolu enfeksiyonu ve vezikoüreteral reflü ile ilişkisi iyi bilinmektedir. Etiolojinin ve doğru tedavi seçeneğinin belirlenebilmesi için ayrıntılı değerlendirme gerekmektedir.
Urinary incontinence which is defined as the involuntary loss of urine is a very common clinical problem in childhood. Its etiology includes delayed bladder control, effects of environmental and social factors on toilet training, urinary tract infection, anatomic abnormalities of lower urinary tract and neurogenic disorders. The more common cause of childhood urinary incontinence is non-neurogenic abnormalities classified as anatomic abnormalities or bladder dysfunction. Voiding dysfunction is associated with vesicoureteral reflux and urinary infection. Diagnostic evaluation is essential to differentiate the causes of urinary incontinence and to determine the best therapy.

2.
Pasif sigara içiciliğinin çocuklarda solunum sistemi üzerindeki etkileri
The impact of passive smoking on the respiratory system in children
Pembe Keskinoğlu, Gazanfer Aksakoğlu
Sayfalar 136 - 141
Pasif sigara içiciliği (çevresel sigara dumanı) çocuk sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkileri olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sigaranın olumsuz etkileri gebelik başlangıcından başlayarak ergenlik dönemi boyunca sürmektedir. Pasif sigara içiciliği çocuklarda özellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının ve astmatik belirtilerin artmasına yol açmaktadır. Çocukların çevresel sigara dumanı altında bulunması Türkiye’de dahil olmak üzere tüm dünyada oldukça yaygındır. Çevresel sigara dumanı altında bulunma yoğunluğu ev içinde ebeveynin ve özellikle de annenin içtiği sigara, içilen sigara sayısı, sigara içilen oda sayısı ve hacmi ve bireyin metabolik özellikleriyle yakın ilişki gösterir.
outcomes of children. Adverse effects of passive smoking occur from conception through adolescence. Exposure to passive smoking in children is associated especially with increased upper and lower respiratory infection and increased asthmatic symptoms. Globally, including Turkey the percentage of children exposed to environmental tobacco smoke is considerably high. Exposure intensity of passive smoking shows a strong correlation with indoor parental and especially maternal smoking, the number of cigarettes smoked, the number and volume capacity of the rooms where cigarettes are smoked, and individual metabolic diversities.

ORIJINAL MAKALE
3.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Yuvası’ndaki çocukların beslenme durumlarının antropometrik ölçümlerle değerlendirilmesi
The evaluation of nutritional status of children, by anthropometric measurements, attending the day nursery of Cerrahpaşa Medical School
Tülay Erkan, Sema Yalvaç, Ethem Erginöz, Fügen Çullu Çokuğraş, Tufan Kutlu
Sayfalar 142 - 147
Amaç: Gündüz bakımevinde kalan çocukların beslenme durumlarının antropometrik ölçümlerle saptanması, belirli eğitim, bilgi, gelir düzeyi, sosyal güvencesi olan çocukların beslenme durumunun araştırılması.
Gereç ve Yöntem: Kasım 2004-Ocak 2005 tarihleri arasında yuvaya devam eden çocukların boy, ağırlık, baş çevresi (BÇ), göğüs çevresi (GÇ), üst kol orta çevresi (ÜKOÇ), triseps deri kıvrımı kalınlığı (TDKK) ölçüleri alındı, vücut kitle indeksleri (VKİ) hesaplandı, boy ve ağırlık Z skorları bulunarak beslenme durumları değerlendirildi, günlük beslenmeleri gözlendi, ayrıca ailelere bir anket formu verilerek doldurulması istendi. Elde edilen değerler cinsiyete ve yaşa göre karşılaştırıldı, gruplar arası karşılaştırmalarda Student t testi kullanıldı, ayrıca anket bilgileri de değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmadaki çocuk sayısı 180 olup, %50’si kız idi. Yaşları 1-11 yıl arasında değişiyordu. Beş yaş altı erkek ve kız çocuklarının BÇ ve GÇ, beş yaş üstü erkek ve kız çocuklarının BÇ ortalamaları arasında anlamlı farklılık vardı. Tüm çocuklar ele alındığında %16,1’inde hafif veya orta derecede beslenme yetersizliği varken, %36,1’i fazla ağırlıklı veya şişman idi. Yaşa göre boy uzunluğuna bakıldığında tüm çocuklar arasında sadece birinin (%0,6) kısa boylu, 32'sinin (%17,7) uzun boylu olduğu görüldü.
Çıkarımlar: Ailelerin eğitim ve sosyo-ekonomik düzeyi ile ilişkili olarak çocuk yuvasındaki çocuklarda şişmanlık oranı, malnütrisyona göre daha önemli bir sorundu. Ailelere özellikle de çalışan annelere evde günlük taze yemek hazırlamanın sağlık üzerine olumlu etkilerinin anlatılması gereklidir.
Aim: To determine the nutritional status of children attending the day nursery by anthropometric measures, and to investigate the nutritional status of children who live in families having a certain educational status, a socio-economic level and social assurance.
Material and Method: Children who attending the day nursery between November 2004- January 2005, were evaluated for their nutritional status by measuring their weight, head circumference, thorax circumference, superior midarm circumference, skinfold thickness, and by calculating body mass index and Z scores of weight and height. Children were observed for their nutrition. Also, all families filled a questionnaire. All results were evaluated for age and sex. Student t test was used to compare the results of the groups, and the questionnaires were also evaluated.
Results: 180 children between the age 1 and 11 years were studied. 50% of then were girls. There was a significant difference in the mean head and thorax circumference between boys and girls under five years of age, and at the mean of head circumference over five years of age. 16.1 % of children showed a minimal or moderate malnutrition, 36.1% of all were overweight or obese. Only one child (0.6%) was short, and 32 children (17.7%) were tall with height for age estimation.
Conclusions: Obesity was more important problem than malnutrition in the day nursery depending on the of educational and socio-economic status of families. It is necessary to explain to families, especially to mothers who work, the importance of cooking daily fresh foods and its positive effects on health.

4.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda 2000-2006 yıllarında ölen olguların değerlendirilmesi
Childhood mortality in ‹stanbul University, Cerrahpafla Medical Faculty, Department of Pediatrics in the years 2000-2006
Dolly Yafet Aji
Sayfalar 148 - 152
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndaki çocuk ölümlerinin incelenmesidir. 2000-2006 yılları arasındaki çocuk ölümleri, hastane kayıt ve epikrizlerinin incelenmesiyle, geriye dönük olarak değerlendirildi. Sonuçlar yüzdelik analizlerle ifade edildi. 1 Ocak 2000-31 Aralık 2006 yılları arasında yatırılan 12 859 hastanın 569’u ölmüş olup, ölüm oranı %4,4 tür. Olguların %42,7’si başka sağlık kuruluşlarından sevk edilmişlerdi. Olguların %55,9’u yenidoğan olup, %60,7’sinin gebelik yaşı 32 hafta ve altındaydı. Gebeliklerin %24,2’si takipsiz, %60,1’i sorunluydu. En sık gözlenen gebelik sorunu erken membran yırtılması, oligo/anhidramniyos idi (%17,8). Bu grupta en sık ölüm nedenleri respiratuvar distres sendromu (%44,3) ve sepsis (%24,5) idi. Yenidoğan dışı olgularda enfeksiyon hastalıkları (%59,4) ve hematolojik-onkolojik hastalıklar (%25,1) en sık ölüm nedenlerini oluşturuyorlardı. Yaşın artışıyla enfeksiyon hastalıklarının azaldığı, hematolojik onkolojik hastalıkların arttığı izleniyordu. Sepsis tüm olguların %27,2’sinde ölüm nedeniydi. Hematolojik-onkolojik hastalıklar arasında ise lösemiler en sık ölüm nedeniydi (%33,3). Bunları lenfomalar izliyordu (%19,1). Olguların %56,2’sine transfüzyonlar, %74,7’sine antimikrobiyal ilaçlar, %20,4’üne diyaliz ve/veya cerrahi girişimler uygulanmış olup, hastaların %60,3’ü vantilatöre bağlanmışlardı. Olguların %30,8’i ilk 24 saat içinde kaybedilmişlerdi. %11,6 olguda konulan tanı hakkında kuşkular vardı; uygulanan otopsi oranı ise %3,3 idi. Düzgün kayıtların tutulması ve bu araştırmada olduğu gibi, ölüm nedenlerinin belirlenmesi gerek hastanelerde gerekse ülke genelinde sağlık hizmetlerinin düzenlenmesinde büyük önem taşımaktadır.
To review childhood mortality in Istanbul University, Cerrahpafla Medical Faculty, Department of Pediatrics. A retrospective study, based on hospital records and case histories, of the pattern of mortality among children admitted between 2000 and 2006 was done. 569 children died out of the 12 859 admitted between Jan 1st 2000 and Dec 31st 2006 with an overall mortality of 4.4%. 42.7% of the cases had been referred from other health centers. 55.9% of the cases were neonates and 60.7% of them were born before the 32th gestational week. 24.2% of the mothers had not been followed up and 60.1% had health problems during pregnancy. Early rupture of membranes, oligo/anhydramnios were the leading problems (%17.8). The most common causes of neonatal deaths were respiratory distress syndrome (44.3%) and septicaemia (24.5%). The laeding causes of death in older children were infectious diseases (59.4%) and haematological- oncological diseases (25.1%). The rate of infectious diseases decreased by age as the rate of haematological- oncological diseasas increased. 27.2% of total deaths was due to septicaemia. Leukemias (33.3%) followed by lymphomas (19.1%) were the leading causes of death among haematological-oncological patients. 56.2% of the patients had received blood products, 74.7% had received antimicrobial drugs, 20.4% had been dialysed and/or operated on and 60.3% had been ventilated. 30.8% of the deaths had occurred within the first 24 hours of admission. There were doubts about the diagnosis made in 11.6% of the cases and the rate of autopsies performed was 3.3%. Good recording and determining the causes of childhood mortality, as in this study, are very important points for planning health care in both hospitals and countries.

5.
Yenidoğan “resüsitasyon” program kursu sonrası yenidoğan hemşirelerinin bilgi kazanımları
Knowledge gained and retained by neonatal nurses following neonatal resuscitation program course
Rıdvan Duran, Nükhet Aladağ, Filiz Şen, Ülfet Vatansever, Betül Acunaş
Sayfalar 153 - 155
Yenidoğan “Resüsitasyon” Programı (YRP) kursu sonrası yenidoğan hemşirelerinin bilgi kazanım ve sürdürmelerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya katılan 30 yenidoğan hemşiresi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda düzenlenen, dört basamaktan oluşan üç günlük bir YRP kursuna alındı. Katılımcılara Amerikan Çocuk Akademisi’nin önerileri doğrultusunda kurs öncesi, kurs sonrası ve kurstan altı ay sonra aynı sorulardan oluşan 80 soruluk bir yazılı sınav uygulandı. Katılımcıların doğru yanıt yüzdelerinin kurs öncesine göre (%33,6 ± 10) kurs sonrası (%92,4 ± 6,1) önemli oranda arttığı saptandı. Kurstan altı ay sonra yapılan sınavın doğru yanıt yüzdelerinde ise (%56,2 ± 12,6) kurs sonrasına göre azalma saptanırken, kurs öncesine göre belirgin olarak yüksek kaldığı belirlendi. Kurstan sonra bilgi kazanımı özellikle sıvı ve ilaçların yönetimi basamağında belirgindi. Bu bulgular; YRP kurslarının iki yıllık süresi dolmadan, özellikle kurstan en geç bir yıl sonra tekrar edilmesi gerekebileceğini göstermiştir.
The aim of our study was to evaluate the knowledge gained and retained by neonatal nurses following neonate resuscitation program (NRP) course. The study comprised 30 neonatal nurses. A 3-day course was held in the Department of Pediatrics, Medical School, Trakya University. A written test with 80 questions derived from the standard test contained in the American Heart Association and the American Academy of Pediatrics Neonatal Resuscitation Manual was given to the neonatal nurses before, at the end and six months after the course. The percentages of correct answers significantly improved immediately after the course (%33,6 ± 10; %92,4 ± 6,1). The percentages at the six months follow-up-course test were significantly reduced as (%56,2 ± 12,6) compared to the post-course results, but remained higher with respect to pre-course results. The knowledge gained and retained had increased significantly after the NRP course particularly in the administration of medications and fluids step. These data suggest that a NRP course may be required prior the end of the usual two-year certification period of NRP courses especially one year after the course.

6.
Ergen suçluluğunda bazı kişisel ve ailesel özelliklerin incelenmesi
Investigation of the some personal and familial characteristics of juvenile delinquency
Gülümser Gükltekin Akduman, Barış Akduman, Gürol Cantürk
Sayfalar 156 - 161
Suçluluk, kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür. Ergenleri suça yönelten nedenler, bireysel vet çevresel nedenler olmak üzere iki temel gruba ayrılır. Bireysel nedenler, ergenlerin işlediği suçların, ancak oldukça küçük bir kısmını açıklayabilmektedir. Ergenlerin suça yönelmesinde esas önemli etmen çevresel nedenlerdir. Bunların başında, ergenin hayatını geçirdiği aile, okul, iş, kent ve arkadaş çevresi gelmektedir. Ergen suçluluğunun önlenmesinde ilk basamak risk etmenlerini saptayıp bunları ortadan kaldırmak veya azaltmaktır. Bu çalışma suça karışan ergenlerin genel özellikleri, suç tipleri, aile özellikleri ve ergen suçluluğuna etki eden etmenleri belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışma Ankara’da suça karıştığı iddiası ile Cumhuriyet Savcılığı’ na getirilen 114 ergen ile yürütülmüştür. Veriler genel bilgi formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada veriler SPSS 11.00 (sosyal bilimler istatistik paketi) sürümü kullanılarak incelenmiş, önce yüzdeler belirlenmiş, ardından da değişkenlerin dağılımları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını belirlemek için tek örneklem ki-kare testi kullanılmıştır. Ergenlerin %81,6 ‘sı erkek, %18,4’ü kız ve %54,4’ü 15 yaşındadır. Ergenlerin %36’ sı öz anne ve babası ile yaşamakta ve %42,1’i öğrencidir. Ergenlerin %71,9’ u suç işleme (isnadı) nedeni ile birden çok kez güvenlik birimine getirilmiş olup, % 88.6' sının suçu birden çok kişi ile işlediği saptanmıştır. Suça itilmiş ergenin yeniden topluma kazandırılması için; yargısal işlemlerin en kısa sürede sonuçlanması, iyileştirme sisteminin ergenin demografik ve biyo-psiko-sosyal özelliklerine uygun olarak yapılandırılması, ayrıca ergen ile birlikte ailenin de eğitimine yardımcı olunması gereklidir.
Delinquency is the product of individual versus society conflict. The causes of juvenile delinquency are divided into two main groups: individual causes, and environmental causes. Individual causes can explain only a small part of all delinquency problems. The most important factors causing juvenile delinquency are environmental causes that include family, school, working place, city and friends. The first step of preventing juvenile delinquency is determining risk factors and then eliminating or reducing them. The aim of this study was to identify the general characteristics of accused children, the crime types and family characteristics. The study sample included 114 adolescents who were admitted to Ankara Courthouse, Child Department. The data were collected via the general information form. The data were assessed using SPSS 11.00 (Statistical Package For Social Science) and analyzed via chi-square test for one sample. Eighty one point six percent of adolescents were males, 18.4% were females and 54.4% of them were 15 years old. Thirty six percent of adolescents the lived with their own families and 42.1% of them were students. 71.9% of the adolescents had been brought to the security unit for incrimination before and 88.6% of the adolescents commited alleged crime with more than one person. In order to gain the adolescents into society, all judicial procedures should be completed as soon as possible and the correction units should be able to respond their biological, psychological, educational and social requirements. While these are being arranged, demographic features of this population and their families' needs should be considered.

7.
Malnütrisyonlu çocuklarda görülen idrar yolu enfeksiyon etkenleri
Urinary tract infections agents in malnourished children
Ali Ataş, Alpay Çakmak, Mustafa Soran, Dost Zeyrek, Himmet Karazeybek
Sayfalar 162 - 164
Çalışmamızda, protein-enerji malnütrisyonu (PEM) olan çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunun (İYE) sıklığının saptanması ve İYE’ye neden olan etkenlerin, PEM olmayan aynı yaş ve cinsteki çocuklarla karşılaştırılması amaçlandı.Gomez sınıflamasına göre PEM tanısı koyulan, yaşları 3 ay-5 yıl arasında değişen, 79 hasta çalışmaya alındı. Kontrol grubu benzer yaş ve cinsiyette, idrar kültürü pozitif olan 66 çocuktan oluşuyordu. Protein-enerji malnütrisyonu olan 79 çocukta, İYE %39,2 oranında tespit edildi. İdrar kültüründe en sık üreyen etkenler sırası ile Proteus spp (%32,3), E. coli (%25,8, Staphylococcus spp (%19,4), Klebsiella spp (%9,7), Enterobacter spp (%6,5), Pseudomonas spp (%3,2), Streptococcus spp (%3,2)’idi. Kontrol grubu olan 66 olgunun idrar kültüründe en sık saptanan ilk üç mikroorganizma sırasıyla E. coli, (%54,5), Staphylococcus spp (%18,2) ve Proteus spp (%13,6) idi. Protein-enerji malnütrisyonu olan grupta Proteus spp sıklığı, kontrol grubundan anlamlı oranda daha fazla, E. coli sıklığı ise kontrol grubundan anlamlı oranda daha azdı (p=0,03 ve p= 0,008). Protein-enerji malnütrisyonu olan çocuklardaki İYE etkenlerinin, PEM olmayan çocuklardaki İYE etkenlerinden farklı olabileceğini vurgulamak istiyoruz.
The aim of our study was to determine the frequency of urinary tract infection in children with PEM and the species of bacteria that cause urinary tract infection in children with protein energy malnutrition (PEM) and to compare with the control group with hout PEM. In this study, 79 children aged 3 months to 5 years, who were diagnosed as PEM according to Gomez Classification, were included. Control group consisted of 66 children with positive urine culture in same age and sex. In 79 children with PEM, urinary tract infection rate was found as 39.2%. The most common isolated microorganism from urine cultures was Proteus spp. (%32.3), and the others were E. coli (25.8 %), Staphylococcus spp. (19.4%), Klebsiella spp. (9.7%), Enterobacter spp. (6.5%), Pseudomonas spp. (3.2%) and Streptococcus spp. (3.2%), respectively. In 66 control cases, the most common isolated microorganisms were E. coli, (54.5%), Staphylococcus spp. (18.2%) and Proteus spp. (13.6%). While Proteus spp. frequency in patients with PEM was significantly higher than control group, E. coli frequency in the former group was significantly lower than the later (p=0.03 and p= 0.008, respectively). We want to emphasize that, pathogens of urinary tract infection isolated from the children with PEM may be different from the pathogens isolated from the children without PEM.

OLGU SUNUMU
8.
Çocuklarda inme etiolojisinde doğal inhibitör eksikliği: üç olgu sunumu
Hereditary thrombophilia as stroke aetiology in children: three case report
Canan Kocaman, Yüksel Yılmaz, Cengiz Canpolat, Ipek Akman
Sayfalar 165 - 169
Çocukluk çağında inme ender görülmekle birlikte önemli bir hastalık ve ölüm nedenidir. Etiolojik nedenler erişkinlerden oldukça faklıdır. Geçmiş yıllarda çocuklarda inmelerin yaklaşık yarısında etioloji saptanırken, son yıllarda doğal inhibitör eksikliklerinin tanınmasıyla, kalıtsal trombofililerin inme etiolojisindeki yeri ve önemi daha iyi anlaşılmıştır. Etiolojiyi bilmek, seyir ve alevlenmeyi öngörmek açısından önem kazanmaktadır. Bu yazıda doğal inhibitör eksikliği saptanan üç olgu sunularak çocuklarda serebrovasküler hastalık etiolojisinde kalıtsal trombofililerin önemi, tedavisi ve profilaksisi tartışıldı.
Stroke, a rare condition during childhood, remains to be an important cause of mortality and morbidity. The etiology of stroke in children is different from adults and could be determined only in the half of the cases previously. However, hereditary thrombophilias and coagulation defects have been more commonly identified during last two decades and the importance of the hereditary thrombophilias in the etiology of stroke is better understood. Clarifying the etiology is important to predict the prognosis and prevent recurrences. We report here three patients with hereditary thrombophilias leading stroke and discuss the importance as well as the treatment and prophylaxis of hereditary thrombophilias.

AYIN OLGUSU
9.
Ciddi bir yakınması olmaksızın başvuran üç aylık kız çocuğu
A theere month-old baby girl without any serious complaint
Şit Uçar, Pelin Zorlu, Gülseren Şahin
Sayfalar 170 - 172
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

10.
Türkçesi varken
When the Turkish word exists

Sayfa 173
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

DIĞER
11.
Hakem Dizini
Hakem Dizini

Sayfa 174
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

12.
Yazar Dizini
Author Index

Sayfa 175
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

13.
Konu Dizini
Subject Index

Sayfa 176
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

LookUs & Online Makale