ISSN: 1306 - 0015 • E-ISSN: 1306 - 6278

Quick Search




Turk Pediatri Ars : 53 (3)

Cilt: 53  Sayı: 3 - 2018

EDITÖRDEN
1.
Dünya emzirme haftası nedeniyle Türkiye’de emzirmeye bakış
Overview of breastfeeding in Turkey in consideration of World Breastfeeding Week
Müjgan Alikaşifoğlu
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.51515  Sayfa 133
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DERLEME
2.
Emzirme sorunları ve sorunlara ilişkin yapılan girişimler: Türkiye’de yapılan çalışmalara dayalı bir sistematik derleme
Breastfeeding problems and interventions performed on problems: systematic review based on studies made in Turkey
Zekiye Karaçam, Müge Sağlık
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6350  Sayfalar 134 - 148
Çalışmanın amacı, Türkiye’de yapılan emzirme ile ilgili çalışmalara dayalı olarak doğum sonrası dönemde karşılaşılan emzirme sorunları ve sorunlara ilişkin yapılan girişimlerin etkisini belirlemektir. Bu çalışma sistematik derleme niteliğindedir ve Ekim 2016–Şubat 2017 tarihleri arasında Türkçe ve İngilizce dizinler taranarak yapıldı. Çalışmada “emzirme ya/ya da anne sütü (breastfeeding and/or mother milk)” anahtar kelimeleri ile Google Akademik, PubMed, Ulusal Tez Merkezi, Dergi park, Ulakbim ve Türk Medline arama motorlarından tarama yapıldı. Çalışmaya Türkiye’de 2000-2015 yıllarında yapılmış ve 2008-2017 yıllarında yayımlanmış toplam 27 makale ve yedi tez alındı. Veriler tablolaştırılarak sunuldu ve ortak özellik gösteren bazı veriler için birleştirilmiş yüzde hesabı yapıldı. Çalışmalarda toplam 6736 ebeveyn ve 592 bebek yer almıştı. Kesitsel ve olgu-kontrol araştırmanın verilerine dayalı olarak yapılan birleştirilmiş yüzde hesaplaması sonucunda en sık bildirilen sorunların emzirme sorunu yaşama (%24,5), anne sütü yetersizliği/süt yetersizliği endişesi/bebeğin doymadığını düşünme/bebeğin yetersiz kilo alımı (%15,7), annenin emzirme tekniğini bilememesi/bilgi ve deneyim yetersizliği/eğitim ve yardım gereksinimi (%17,8) olduğu görüldü. Yine bu araştırmalarda kadınların memeler ile ilgili düz/çökük/küçük meme ucu (%7,7), ağrı/hassasiyet (%3,9), şişlik/dolgunluk/engorjman (%10,8), kızarıklık/ısı değişimi (%28,8), çatlak/yara/kanama (%26,1) ve mastit (%5,6) sorunlarını bildirdikleri saptandı. Sistematik derlemedeki deneysel/yarı deneysel ve olgu sunumu niteliğindeki çalışmalarda emzirme sorunlarını azaltmada prenatal eğitim/danışmanlık/motivasyon/izlem, güçlü motivasyon, proaktif laktasyon yönetimi ve sosyal destek, nemli sıcak uygulama, anne sütü ve zeytinyağı kullanımı ve göğüs kalkanı kullanımı, kap ile besleme ve emzik kullanımı yöntemlerinin etkili olduğu bildirilmişti. Çalışmada, kadınların emzirme ile ilgili çok sayıda sorun yaşadıkları ve sorunların azaltılmasında daha çok prenatal eğitimin/danışmanlık/izlemden yararlanıldığı sonuçları elde edildi.
To determine the breastfeeding problems encountered in the postpartum period and effect of interventions done in relation to the problems based on breastfeeding studies in Turkey. This study is a systematic review and was conducted by performing a scan of the Turkish and English literature over the period October 2016-February 2017. The study included 27 articles and seven theses, which were published in 2000-2015 in Turkey and published in 2008-2017. Data are presented tabulating and the aggregate percentages were calculated for some data showing common characteristics. A total of 6736 parents and 592 babies were included in these studies. As a result of the combined percentage calculation based on the data of cross-sectional and case-control studies, the most frequently reported problems were having breastfeeding problem (24.5%), mother’s milk deficiency/worry about milk deficiency/thinking her baby is not satisfied/baby’s inadequate weight gain (15.7%), lack of knowledge and experience about breastfeeding/need for education and support (17.8%). Again, these studies showed that women stated the problems about have flat/depressed/small nipple (7.7%), pain/sensitivity (3.9%), swelling/fullness/ engorgement (10.8%), redness (28.8%), crack/wound/ bleeding (26.1%) and mastitis (5.6%). Methods of prenatal education/ counselling/motivation/follow-up, strong motivation, proactive lactation management and social support, moist warm application, using of breast milk and olive oil and using of breast shield and feeding with container and pacifier using have been reported to be effective in the experimental/quasi-experimental and case report studies included in this systematic review. This study showed that women experienced a lot problem with breastfeeding and that more prenatal education/counselling/monitoring was used in reducing problems.

ORIJINAL MAKALE
3.
Türkiye’de daha önce kullanılan adrenalin oto enjektörünün (EpiPen) ve güncel olarak var olan adrenalin oto enjektörünün (Penepin) pratik uygulama basamaklarının karşılaştırılması: çok merkezli bir çalışma
Comparison of practical application steps of the previously used adrenaline auto injector in Turkey (EpiPen) and the currently available adrenaline auto injector (Penepin): a multi-center study
Erdem Topal, Hacer Ilbilge Ertoy Karagöl, Özlem Yılmaz, Mustafa Arga, Burcu Köksal, Özlem Özbek Yılmaz, Hülya Anıl, Koray Harmancı, Şeyhan Kutluğ, Fadıl Öztürk, Hasan Cem Razi, Ipek Türktaş
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6734  Sayfalar 149 - 154
Amaç: Çok sayıda çalışma, anafilaksisi olan hastalara reçete edilen adrenalin oto enjektörlerinin doğru kullanımının, eğitime ek olarak oto enjektörün tasarımı ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu çalışmanın amacı, anafilaksisi olan hastalara reçete edilen iki farklı oto enjektörün kullanımı ile ilgili olarak erişkinlerin becerilerini karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntemler: Alerji Polikliniği’ne sevk edilen 1 ile 18 yaş arasındaki hastaların ebeveynleri çalışmaya alındı.
Bulgular: Dokuz merkezden toplam 630 gönüllü çalışmaya alındı. Katılımcıların 457’si (%72,5) kadın ve 235’i (%37,3) üniversite öğrencisi idi. Katılımcılar tarafından oto enjektör numune uygulama basamaklarının hepsinin doğru bir şekilde gösterilme oranı, EpiPen için %60,2 (n=379) ve Penepin için %42,9 (n=270) olarak saptandı (p<0,001). Her iki oto enjektör numunesi ile yapılan en sık hata, “uyluğun dış tarafına uygun enjeksiyon ucunu yerleştiriniz/çıt sesi duyacak şekilde tetiğe bastırınız” basamağında görüldü. Eğitim ve uygulama sonrasında, gönüllülerin tercihleri sorulduğunda, 527 (%83,7) gönüllü, kullanımının daha kolay ve basit olduğunu ifade ederek EpiPen’i tercih etti.
Çıkarımlar: Çalışmamız her iki adrenalin oto enjektörünün doğru kullanım oranlarının beklenenden çok daha düşük olduğunu ve her ikisinin uygulanması esnasında hatalar olabileceğini göstermiştir. Halen Türkiye’de var olan tek adrenalin oto enjektörü Penepin’in tasarımında, uygulama basamaklarının daha basit ve hızlı gerçekleştirilebileceği şekilde iyileştirmeler yapılması uygun olacaktır.
Aim: It has been shown by a great number of studies that the correct use of adrenaline auto injectors prescribed to patients with anaphylaxis is associated with the design of the auto injector, in addition to training. The aim of this study was to compare the skills of adults in using two different auto injectors prescribed to patients with anaphylaxis.
Material and Methods: Parents of patients aged between 1 and 18 years who referred to allergy outpatients were included in the study.
Results: A total of 630 volunteers from nine centers were included in the study. Four hundred fifty-seven (72.5%) of the participants were females and 235 (37.3%) were undergraduates. The rate of showing all the steps of auto injector trainers correctly by the participants was found as (60.2%) (n=379) for EpiPen and 42.9% (n=270) for Penepin (p<0.001). The most frequent mistake with both auto injector trainers was the step of “place appropriate injection tip into outer thigh/press the trigger so it clicks.” When the preferences of the volunteers were asked after training and application, 527 (83.7%) chose EpiPen, stating that it was easier and simpler to use.
Conclusions: Our study showed that the correct usage rates of both adrenaline auto injectors were much lower than expected and there could be mistakes in the application of both. It could be appropriate to make improvements in the design of Penepin, which is still the only available adrenaline auto injector in Turkey, such that its application steps will be simpler and quicker.

4.
Lise öğrencilerinde şişmanlık gelişimini etkileyen risk etmenleri: toplum tabanlı bir olgu kontrol çalışması
Risk factors affecting obesity development in high school students: a community based case control study
Serdar Yıldırım, Ersin Uskun
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6566  Sayfalar 155 - 162
Amaç: Dünya Sağlık Örgütü tarafından “küresel epidemi” olarak tanımlanan ve “sağlığı olumsuz etkileyecek derecede bedende aşırı yağ birikmesi” olarak nitelendirilen şişmanlık, yetişkinleri etkilediği kadar çocukları ve ergenleri de etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmanın amacı, bir il merkezinde liselerde eğitim gören öğrencilerde şişmanlık gelişimine etki eden etmenleri belirlemektir.
Gereç ve Yöntemler: Olgu kontrol tipindeki bu araştırmaya 193 olgu ve 193 kontrol grubu olmak üzere 386 öğrenci alınmış, sosyodemografik özellikleri, beslenme ve fiziksel etkinlik davranışları ve beden ağırlıkları üzerine baskı yapabileceği düşünülen etkenleri sorgulayan anket uygulanarak veriler toplanmıştır. Tanımlayıcı çözümlemeler, ki- kare ve lojistik regresyon çözümlemeleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir.
Bulgular: Tek değişkenli çözümlemelerde ailede/yakın çevrede şişman birey varlığı, okula ulaşım şekli, aynı cinsiyetten en yakın arkadaşının beden ağırlığı ile ilgili isteği, beden ağırlığı ile ilgili düşüncesi, zayıflama isteği şişmanlık ile ilişkili değişkenler olarak belirlenmiştir. Çoklu regresyon modelinde ailede/yakın çevrede şişman birey varlığının, araç ile okula ulaşımın, aynı cinsiyetten en yakın arkadaşı tarafından olduğu kiloda kalmasının istenmesinin şişmanlığın yordayıcıları olabileceği belirlenmiştir. Şişman olan grupta kendisini şişman olarak görme ve zayıflama isteğinde olma daha yüksektir.
Çıkarımlar: Bu çalışmada ailede/yakın çevrede şişman birey varlığının, okula araç ile ulaşımın, aynı cinsiyetten en yakın arkadaşı tarafından olduğu kiloda kalması istenmesinin şişmanlık açısından anlamlı risk etmenleri olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte; kendisini şişman olarak algılama ve zayıflama isteğinde olma düzeyi şişman olan grupta daha yüksek bulunmuştur. Ebeveynlere farkındalık çalışmaları yapılarak ev ortamında sağlıksız yiyeceklerin tüketiminin önlenmesi gereklidir. Bununla birlikte aile bireylerinin birlikte yapacakları fiziksel egzersizler sağlıklı yaşam davranışları geliştirmesi konusunda ergenlere yardımcı olacaktır.
Aim: Obesity which is described as a “global epidemics” and qualified as “excessive accumulation of fat impairing health” by the World Health Organization is an important public health problem affecting children and adolescents as well as adults. The aim of this study was to determine the factors that affected obesity in high school students in a city center.
Material and Methods: A total of 386 students including 193 subjects and 193 controls were included in this case-control study. The data were collected by applying a questionnaire which questioned sociodemographic properties, eating and physical activity behaviors and factors which were considered to have an impact on body weight. Descriptive statistics were evaluated using chi-square and logistic regression analysis. A p value of <0.05 was considered statistically significant.
Results: In univariate analysis, presence of an obese person in the family/neighborhood, way of transportation to school, thoughts and wish of best friend of the same sex related to body weight and desire for weight loss were defined as variables which were associated with obesity. In multivariate regression analysis, it was found that presence of an obese person in the family/neighborhood, transportation to school by vehicle and having a best friend of the same sex who wanted the subject to stay at the same weight could be predictors of obesity. In the obese group, regarding oneself as obese and desire to lose weight were more common.
Conclusion: In this study, it was found that presence of an obese person in the family/neighborhood, transportation to school by vehicle and having a best friend of the same sex who wanted the subject to stay at the same weight were significant risk factors in terms of obesity. However, levels of perceiving oneself as obese and desire to lose weight were found to be higher in the obese group. Consumption of unhealthy food in the home environment should be prevented by performing awareness studies for parents. In addition, physical exercises performed together by family members will be helpful for adolescents in terms of developing healthy lifestyle behaviors.

5.
Çocuk hekimlerinin bilimsel araştırmaların raporlama kılavuzlarının kullanımı ile ilgili bilgi ve farkındalığı: kesitsel bir çalışma
Knowledge and awareness of optimal use of reporting guidelines in paediatricians: A cross-sectional study
Eda Karadağ Öncel, Sevgen Tanır Başaranoğlu, Kübra Aykaç, Ayça Kömürlüoğlu, Alkım Öden Akman, Sibel Kıran
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6167  Sayfalar 163 - 168
Amaç: Bu çalışmada çocuk hekimlerinin bilimsel araştırmaların raporlama kılavuzları ile ilgili düşünce ve farkındalıklarının ve rutin pratikte bu kılavuzların kullanımının araştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel anket çalışması, Ankara’da bulunan en büyük iki çocuk hastanesinde çalışan çocuk hekimleri ile yapılmıştır. Çocuk hekimlerinden raporlama kılavuzları ve Sağlık Araştırmalarında Kalite ve Şeffaflığın sağlanması [Enhancing the Quality and Transparency of Health Research] internet ağı ile ilgili olarak hazırlanan Türkçe 13 soruya yanıt vermeleri istenmiş ve bu kılavuzlar ile ilgili bilgi, farkındalık ve kullanım durumu araştırılmıştır.
Bulgular: Her iki merkezden 224 klinisyen çalışmaya katılmayı kabul etti (hedef topluluğun %56,4). Katılımcıların ortalama yaşları 34±9,24 iken, ortanca yaşı 31 idi (en küçük-en büyük: 24-63 yaş) ve katılımcıların %71,4’ü kadındı. Katılımcılar meslek yaşamlarının ortanca 6 yılında (en küçük-en büyük: 1-39 yıl) idi ve %63,8’i bir bilimsel çalışmada araştırıcı olarak yer almıştı. Katılımcıların 45’i (%20) daha önceden raporlama kılavuzlarını biliyordu ve büyük kısmı bu kılavuzları dergilerden, kongrelerden ve seminerlerden duymuştu. Bunların 20’si (%26,6) kılavuzları kullanmıştı. Altmış beş (%29) katılımcı bir bilimsel araştırma değerlendirmişti, ancak bunların sadece üçü (%4,6) bu kılavuzları hakemlik yaparken kullanmıştı. Katılımcıların %83,5’i bu kılavuzlarla ilgili bilgi almak istediğini bildirdi. Her iki merkezde de bu kılavuzlarla ilgili bilgi düzeyi ve kullanım durumu benzerdi.
Çıkarımlar: Çocuk hekimlerinin bilimsel araştırmanın raporlama kılavuzları ile ilgili farkındalıkları ve kullanımları yetersizdir.
Aim: The aim of this study was to investigate pediatricians’ ideas and awareness of reporting guidelines of scientific researches, as well as the use of these guidelines in routine practice.
Material and Methods: This cross-sectional survey was conducted among pediatricians working at two of the largest pediatric hospitals in Ankara. The pediatricians were asked to complete a 13-item questionnaire in Turkish about reporting guidelines and the Enhancing the Quality and Transparency of Health Research internet network, and their level of knowledge, awareness, and use of these guidelines were investigated.
Results: A total of 224 physicians from both centers agreed to participate in the study (56.4% of the target population). The average age of the participants was 34±9.24 years, their median age was 31 (min-max: 24-63) years, and 71.4% were female physicians. The participants’ median duration in their careers was 6 (min-max: 1-39) years and 63.8% had participated in a scientific study as a researcher. Forty-five (20%) of the participants had known about the reporting guidelines before and reported that they had most frequently heard about them via journals, congresses, and seminars. Twenty (26.6%) of these physicians had used the guidelines. Sixty-five (29%) of the participants had served as a reviewer for a scientific article, but only three (4.6%) stated that they had made use of the guidelines while reviewing the articles. Some 83.5% of the participants reported that they would like to be informed about reporting guidelines. Both centers had similar knowledge levels about the use of the guidelines.
Conclusion: The awareness and use of reporting guidelines of scientific researches by pediatricians is insufficient.

6.
Çocukluk çağı şişmanlığında kilo vermede etkili sosyodemografik ve klinik etmenler
Effective sociodemographic and clinical factors in weight loss in childhood obesity
Ruba Şendur, Bahar Özcabı, Gül Yeşiltepe Mutlu, Abdulkadir Bozaykut
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6210  Sayfalar 169 - 176
Amaç: Şişmanlık, sıklığı çocukluk çağında giderek artan önemli bir sağlık sorunudur. Çalışmamızda kilo vermede etkili sosyodemografik ve klinik etmenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: İki bin on iki (Ocak)-2016 (Eylül) arasında şişmanlık tanısı ile izlenen, en az iki kez poliklinik başvurusu olan 6-18 yaş 120 hastanın dosyaları geriye dönük incelendi. Yaşları, cinsiyetleri, sosyoekonomik düzeyleri, ailede şişmanlık varlığı, ek hastalık ve ilaç kullanımları, geçirdikleri girişimler, egzersiz sıklıkları, ekran başı süreleri, fizik bakı bulguları ve biyokimya/hormon değerleri [tiroid işlev testleri, açlık insulin/glukoz, kolesterol düzeyleri, Homeostasis model assestment insulin resistance (HOMA-IR) değerleri, uygulanan olgularda şeker yükleme testi sonuçları] kaydedildi. Hastalardan başlangıç ve son ölçülen vücut kitle indeksi standart sapması arasındaki farkın -0,2’den fazla olduğu grup “iyi kilo verenler”, -0,2’den az olduğu grup ise “iyi kilo veremeyenler” olarak tanımlandı. Oran-ortalama değer incelemelerinde SPSS 22.0 programı kullanıldı.
Bulgular: Gruplar arasında ergenlik evresi anlamlı farklılık gösterdi (p=0,019), iyi kilo veremeyenlerin %65’inin, iyi kilo verenlerin ise %54’ünün evresi 4-5’ti. İyi kilo verenler grubunda ilk ölçülen vücut kitle indeksi standart sapması daha yüksekti, ayrıca egzersiz sıklığının daha yüksek, son ölçülen vücut kitle indeksi standart sapmasının ise daha düşük olduğu gözlendi (p=0). İyi kilo veremeyenler grubunda başlangıç HOMA-IR değeri daha yüksekti (p=0,037); metformin başlanan hastalar sayısal olarak daha fazlaydı, ancak anlamlı farklılık göstermemekteydi.
Çıkarımlar: Çalışmamızda iyi kilo veren olguların egzersiz sıklıklarının daha fazla olduğu gözlenmiştir; bu nedenle fiziksel etkinliğin artırılmasının önemli bir adım olduğu görüşündeyiz. İyi kilo veremeyen olguların ergenlik evresininin daha ileri; iyi kilo veren olguların ise başlangıç vücut kitle indeksi standart sapma değerlerinin daha yüksek, HOMA-IR değerlerinin daha düşük olduğu diğer önemli çıkarımlarımızdır.
Aim: Obesity is a more common and important health problem in childhood. We aimed to determine sociodemographic and clinical factors contributing weight loss.
Material and Methods: Medical records of 120 obese patients (6-18 years old) applied at least twice for follow-up between 2012 (January)-2016 (September) were reviewed. Age, gender, socioeconomic status, family obesity, comorbidities, medications, operations, exercise frequency, screen time, physical examination findings and biochemical/hormone values [thyroid hormone, fasting insulin/glucose, cholesterol levels, Homeostasis model assesment insulin resistance (HOMA-IR), oral glucose tolerance test results (if applied) were recorded. Patients with a difference between the initial and last body mass index standart deviation higher than -0.2 were defined as “the good losing weight” group; the rest as “the poorly losing weight” group. The SPSS 22.0 program was used for analyzes.
Results: Puberty stage showed a significant difference (p=0,019); 65% of patients in the poorly losing weight group but 54% of other group were at stage 4-5. The initial body mass index standart deviation and exercise frequency were higher in the good losing weight group, the last measured body mass index standart deviation was lower (p=0). In the other group, baseline HOMA-IR was higher (p=0.037); there were more metformin-initiated patients but the difference was not significant.
Conclusion: We observed that exercise frequency was higher in cases with good weight loss; therefore, we consider that increasing physical activity is an important step. Other crucial outcomes are that the initial body mass index standart deviation is higher while HOMA-IR is lower in those cases and that puberty stage is higher in poorly weight losing patients.

7.
Türkiye’de üçüncü basamak bir çocuk yoğun bakımda trakeostomi uygulanan çocukların sonuçları
The outcomes of children with tracheostomy in a tertiary care pediatric intensive care unit in Turkey
Fulya Kamit Can, Ayşe Berna Anıl, Murat Anıl, Murat Gümüşsoy, Hale Çitlenbik, Tolga Kandoğan, Neslihan Zengin
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6586  Sayfalar 177 - 184
Amaç: Amacımız üçüncü basamak Çocuk Yoğun Bakım Birimi’mizde trakeostomi sonuçlarını etkileyen klinik özellikleri tanımlamaktır.
Gereç ve Yöntemler: Türkiye’de çocuk yoğun bakım birimimizde 2008-2014 yılları arasında trakeostomi uygulanmış çocuk hastaların tıbbi kayıtları geriye dönük olarak incelendi.
Bulgular: Toplamda 63 çocuk hasta çalışmaya alındı. Hastaların ortanca yaşı 11 ay (1 ay-195 ay) ve 25 hasta (%39,7) kız idi. Altı yıllık çalışma döneminde trakeostomi oranı %8,5 ve dekanülasyon oranı (n=8) %12,6 bulundu. Kırk dokuz (%77,7) hasta eve taburcu edildi. Trakeostomi uygulama endikasyonları üst hava yolu tıkanıklığı (n=9) ve uzamış mekanik ventilasyon idi (n=54). Trakeostomi öncesi entübasyon süresi ortanca 32 gün (1-122 gün) ve trakeostomi sonrası çocuk yoğun bakım yatış süresi ortanca 37 gündü. Toplamda 21 hasta (% 52,5) mekanik ventilatörden ayrıldı. Üst hava yolu tıkanıklığı nedeniyle trakeostomi uygulanan hastalarda mekanik ventilatörden ayrılma oranı, uzamış mekanik ventilasyon nedeniyle trakeostomi uygulanan hastalardan belirgin yüksekti (p=0,021). Komplikasyon oranı evde %11,1 çocuk yoğun bakımda ise %25,3 saptandı.
Çıkarımlar: Trakeostomi uygulaması, çocuk hastaların sonuçlarını iyileştiren güvenli bir yöntem olarak gözükmektedir. Trakeostomi uygulanan çocuklarda seyri etkileyen en önemli etken ise trakeostomi endikasyonu olarak bulunmuştur. Üst hava yolu tıkanıklığı nedeniyle trakeostomi uygulanan hastalarda sonuçların daha iyi olduğu görülmüştür. Çocuk hastalarda uzamış mekanik ventilasyonda trakeostomi uygulaması mekanik ventilatör desteğinin azaltılmasını, mekanik ventilatörden ayrılmayı ve en nihayetinde eve taburculuğu kolaylaştırmaktadır.
Aim: We aimed to describe which clinical characteristics were associated with the outcome of tracheostomy in our tertiary care pediatric intensive care unit.
Material and Methods: This was a retrospective review of medical records of pediatric patients who underwent tracheostomy in our Pediatric Intensive Care unit from 2008 to 2014 in Turkey.
Results: Sixty-three patients were included the study. The median age of patients was 11 (range, 1-195) months. Twenty-five (39.7%) patients were female. The tracheostomy rate was 8.5% over a six-year period. Forty-nine (77.7%) patients were able to be discharged and sent home. The decannulation rate was 12.6% (n=8). The indications for tracheostomy were upper airway obstruction (n=9) and prolonged mechanical ventilation (n=54). The median intubation period before tracheostomy was 32 (range, 1-122) days and the median duration of pediatric intensive care unit stay after tracheostomy was 37 days. A total of 21 (52.5%) patients were weaned off mechanical ventilation. The rate of successful weaning from mechanical ventilation was higher in patients with upper airway obstruction than in those in the prolonged mechanical ventilation group (p=0.021). The complication rate was 25.3% in the pediatric intensive care unit and 11.1% at home.
Conclusions: Tracheostomy seems safe and improves pediatric patients’ outcomes. The most important factor that affects the prognosis of children who underwent tracheostomy is the indication for tracheostomy. The outcomes are always better if the tracheostomy has been performed because of upper airway obstruction. Performing tracheostomy helps weaning from and off ventilator support and finally the discharge of patients with prolonged mechanical ventilation from the pediatric intensive care unit setting.

OLGU SUNUMU
8.
Stridorun ender bir nedeni: doğumsal laringeal perde
An unusual cause of stridor: congenital laryngeal web
Okşan Derinöz, Tuğba Şişmanlar
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2017.3922  Sayfalar 185 - 188
Solunum sıkıntısı ve stridor, çocuk acil servise en sık başvuru yakınmalarından biridir ve bu yakınmayla başvuran çocukların çoğu larenjit, krup ya da laringomalazi olarak değerlendirilmektedir. Ancak, çocuk acil serviste çalışan hekimlerin bu hastalıklar dışındaki daha ender birçok hastalığın da solunum sıkıntısı ya da stridora neden olabileceğini akılda tutmaları gerekir. Stridor, doğumsal ya da kazanılmış birçok hastalık nedeniyle ortaya çıkabilir. Stridorun ender doğumsal nedenlerinden biri olan laringeal perdeler (webler), sıklıkla doğumdan sonraki ilk aylarda tanı alırlar. Ender olarak geç dönemde de tanı alabilirler. Bu yazı ile stridor nedeniyle acil servise başvuran, önce krup olarak değerlendirilen, ardından laringeal perde tanısı alan bir yaşında erkek hasta sunulmaktadır.
Respiratory distress and stridor are some of the common presenting symptoms for children in Pediatric Emergency Department. Most of these children are diagnosed as having common illnesses such as laryngitis, croup or laryngomalacia. However, Pediatric Emergency physicians must keep in mind other rare respiratory diseases other than laryngitis or croup in the differential diagnosis of stridor. Stridor may occur due to congenital and acquired diseases. Laryngeal web is one of the rare congenital causes of stridor, which usually presents in the first weeks of life; however, it is very rarely diagnosed in the later period. Herein, we report a one-year-old boy who was evaluated for croup and was diagnosed as having laryngeal web.

9.
Süt çocuğunda birincil kaviter tüberküloz
Primary cavitary tuberculosis in an infant
Zahide Yalaki, Medine Ayşin Taşar, Eren Yıldız, Tuğba Zengin, Ergin Çiftçi, Yıldız Bilge Dallar
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.3908  Sayfalar 189 - 192
Bebeklerde tüberküloz, genellikle akciğerde hiler lenfadenopati ve parankimal değişiklikler şeklinde seyreder, eşlik eden kaviter lezyonlar nadirdir. Altı aylık süt çocuğu, ateş yakınması ile hastanemize başvurdu. Fizik bakısında sağ akciğerde solunum sesleri azalmıştı. Akciğer grafisinde sağda orta lobda pnömonik infiltrasyon saptandı. Olgu lober pnömoni tanısıyla yatırıldı ve antibiyotik tedavisi başlandı. Tedavinin altıncı gününde hastanın kliniğinde düzelme olmaması üzerine akciğer tomografisi çekildi. Tomografide; pretrakeal ve subkarinal, sağ hiler bölgede çok sayıda lenfadenopati saptandı. Hastanın tüberkülin testi ve aside dirençli bakteri testi negatif ancak quantiferon testi pozitif idi. Hastaya antitüberküloz tedavi başlandı. Aile taraması sonucunda annede aktif tüberküloz saptandı. Tüberkülozun bebeklik yaş grubunda farklı klinik ve radyolojik bulgularla ortaya çıkabileceği, birincil kaviter tüberkülozun da bu yaş grubunda görülebileceği unutulmamalıdır.
In infants, tuberculosis usually progresses as hilar lymphadenopathy and parenchyma changes in lungs; associating cavitary lesions are rare. A six-month-old infant was admitted to our hospital with fever. Physical examination revealed decreased breathe sounds in the right lung. Chest radiograph showed pneumonic infiltration in the right middle lobe. The patient was hospitalized with a diagnosis of lobar pneumonia and antibiotic treatment was started. On the sixth day, because no clinical improvement was observed in the patient, computerized thorax tomography was performed. Tomography revealed multiple lymphadenopathies in the right hilar pretracheal and subcarinal region. The patient’s tuberculin and acid-resistant bacteria tests were negative; however, the quantiferon test was positive. Family screening revealed active tuberculosis in the mother. Tuberculosis in infants may present with unusual clinical and radiologic findings, and primary cavitary tuberculosis can also be seen in this age group.

10.
Akut karın tablosu ile başvuran Wilkie sendromu: olgu sunumu
Wilkie’s syndrome admitted for acute abdomen: A case presentation
Hasret Ayyıldız Civan, Didem Gülcü, Tülay Erkan, Fügen Çullu Çokuğraş, Tufan Kutlu
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.3982  Sayfalar 193 - 196
Wilkie sendromu olarak da adlandırılan süperiyor mezenterik arter sendromu duodenum 2. ya da 3. kısmının aort ve süperiyor mezenterik arter üst kısmı arasında basıya uğraması sonucu ortaya çıkan ve yaşamı tehdit eden bir klinik tablodur. Nadir görülen bu sendromda hızlı gelişen kilo kaybına eşlik eden karın ağrısı, şişkinlik, iştahsızlık, bulantı ve yemeklerden sonra olan kusma görülür. Akut karın bulgularıyla gelen olgularda hızlı gelişen kilo kaybı öyküsü varsa superiyor mezenterik arter sendromu ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Tanıda baryumlu pasaj grafileri, karın ultrasonu, gastroskopi, karın anjiyo-tomografisi ya da karın manyetik rezonans anjiyografiden yararlanılabilir. Tedavisinde konservatif ve cerrahi yaklaşımlar uygulanabilir. Bu yazımızda süperiyor mezenterik arter sendromunun akut karın tablosu ile başvurabileceğini ve ayırıcı tanıda düşünülmesi gerektiğini vurgulamak istedik.
Superior mesenteric artery syndrome, also known as Wilkie’s Syndrome, is a life threatening clinical entity which developes as a result of obstructed second or third part of duodenum compressed between aorta and superior mesenteric artery. In this rare syndrome, a rapid weight loss is accompanied by stomach ache, abdominal distension, lack of appetite, nausea and vomiting after meals. In patients admitted for acute abdomen, superior mesenteric artery syndrome should be included in the differential diagnosis in case of a preceeding rapid weight loss. X-ray of barium passage, abdominal ultrasound, gastroscopy, abdominal angio-tomography or abdominal magnetic resonance angiography may be useful for diagnosis. Conservative and surgical approaches are available for the treatment. In this report we aimed to emphasize that superior mesenteric artery syndrome cases may admit for acute abdomen and that superior mesenteric artery syndrome should be included in differential diagnosis.

11.
Akut romatizmal ateşli olguda tam atriyoventriküler bloğa bağlı senkop ve geçici kalp pili ile tedavisi
Syncope due to complete atrioventricular block and treatment with a transient pacemaker in acute rheumatic fever
Mustafa Argun, Ali Baykan, Abdullah Özyurt, Özge Pamukçu, Kazım Üzüm, Nazmi Narin
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.4014  Sayfalar 197 - 199
Akut romatizmal ateşin akut fazında birçok ritim ve ileti bozuklukları görülebilmektedir. Bu hastalıkta en sık görülen ileti bozukluğu, aynı zamanda tanı ölçütlerinde minör bulgu da olan birinci derece atriyoventriküler bloktur. İleti yollarında ciddi etkilenmenin olduğu tam atriyoventriküler blok ise dizinde çok az sayıda olguda bildirilmiştir. On beş yaşında erkek hastaya tam atriyoventriküler bloğun neden olduğu senkop nedeniyle geçici kalp pili tedavisi uygulandı. Antienflamatuvar tedavinin üçüncü gününde, tam atrioventriküler bloğun düzelmesi üzerine geçici kalp pili tedavisine son verildi. Edinsel tam atriyoventriküler blok nedeni olarak, akut romatizmal ateş akılda tutulmalıdır. Antienflamatuvar tedavi ile akut romatizmal ateşte görülen ileti bozukları düzelmektedir. Geçici kalp pili tedavisi, geçici olup belirti veren tam atriyoventriküler bloklu hastalarda kullanılır.
Various rhythm and connection disorders can be seen in the acute phase of acute rheumatic fever. First degree atrioventricular block, one of the minor signs of acute rheumatic fever, is the most common connection disturbance in this disease. Complete atrioventricular block, which seriously affects the conduction pathways, is rare in the literature. A 15-year-old boy was admitted because of syncope caused by complete atrioventricular block and a temporary pacemaker was employed because of symptomatic complete atrioventricular block. The transient pacemaker treatment was terminated due to recovery of complete atrioventricular block on the third day of antiinflammatory treatment. Acute rheumatic fever should be kept in mind as a possible cause of acquired complete atrioventricular block. Connection disturbances in acute rheumatic fever improve with antiinflammatory treatment. Transient pacemaker treatment is indicated for patients with symptomatic transient complete atrioventricular block.

EDITÖRE MEKTUP
12.
Çocuk hematoloji-onkoloji servisinde midazolam anafilaksisi gelişen bir olgu
Anaphylaxis with midazolam in pediatric hematologyoncology unit: a case report
Selma Çakmakcı, Turan Bayhan, Meriç Kaymak Cihan, Inci Ergürhan Ilhan
doi: 10.5152/TurkPediatriArs.2018.6176  Sayfalar 200 - 201
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DIĞER
13.
Türkçesi varken
When the Turkish word exists

Sayfa 202
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale